Bir ceza davasında, sanığın savunmasının 'suçtan kurtulmaya yönelik olduğu' gerekçesiyle dikkate alınmaması, 'masumiyet karinesi' ve 'savunma hakkı' ilkeleriyle neden çelişir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #81144

Bu gerekçenin bu temel ilkelerle çelişmesinin nedenleri şunlardır: 1) **Savunma Hakkının Doğası:** Savunma hakkı, doğası gereği, sanığın kendisine yöneltilen suçlamalara karşı kendisini aklama ve cezadan kurtulma çabasını içerir. Bir sanığın suçsuz olduğunu iddia etmesi, delillere itiraz etmesi veya aleyhindeki beyanları çürütmeye çalışması, savunma hakkının en doğal ve meşru kullanımıdır. Mahkemenin, bu meşru hakkın kullanılmasını, sanığın aleyhine bir 'kusur' veya 'güvenilmezlik' göstergesi olarak yorumlaması, savunma hakkını anlamsızlaştırır. 2) **Masumiyet Karinesi:** Anayasa m. 38/4'e göre, 'Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz.' Bu ilke, ispat yükünün iddia makamında (savcılık) olduğunu ve sanığın suçsuzluğunu ispatlamak zorunda olmadığını ifade eder. Sanığın savunmasının 'suçtan kurtulmaya yönelik' olduğu gerekçesi, zımnen 'sanık aslında suçlu ama yalan söylüyor' varsayımına dayanır. Bu, masumiyet karinesini tersine çevirerek, sanıktan adeta suçunu itiraf etmesini veya savunma yapmamasını beklemek anlamına gelir. 3) **Keyfilik ve Gerekçesizlik:** Bu ifade, sanığın somut savunma argümanlarını ve delillerini çürütmek yerine, genel ve her davaya uygulanabilecek şablon bir ifadedir. Gerekçeli karar hakkı, mahkemenin, sanığın savunmasının 'neden' ve 'hangi delillere göre' inandırıcı bulunmadığını somut olarak açıklamasını gerektirir. 'Suçtan kurtulmaya yönelik' demek, bir gerekçe değil, bir sonuç beyanıdır ve kararı keyfiliğe açık hale getirir. Anayasa Mahkemesi de bu tür gerekçeleri adil yargılanma hakkının ihlali olarak görmektedir (Bkz. AYM, Halil Akkaya, B. No: 2021/2754).