Müsadere edilecek bir malın değeri, dava sürecinde önemli ölçüde artmış veya azalmışsa, TCK m. 54/2'deki 'kaim değerin müsaderesi' uygulanırken, hangi tarihteki değer esas alınmalıdır? Suçun işlendiği tarih mi, malın elden çıkarıldığı tarih mi, yoksa karar tarihi mi?
Bu konuda kanunda açık bir hüküm olmamakla birlikte, doktrin ve Yargıtay uygulamasında kabul gören görüş, 'malın elden çıkarıldığı veya müsaderesinin imkansız hale geldiği tarihteki' değerin esas alınması gerektiğidir. Bu yaklaşımın mantığı şudur: - **Suç Tarihi:** Suç tarihindeki değerin esas alınması, malın elden çıkarılana kadar geçen süredeki değer artış veya azalışlarını yansıtmayacağı için adaletsiz sonuçlar doğurabilir. Fail, değeri artan bir malı satarak aradaki farktan haksız kazanç sağlayabilir. - **Karar Tarihi:** Karar tarihindeki değerin esas alınması ise, mal artık mevcut olmadığı için spekülatif bir hesaplamaya dayanır ve failin kontrolü dışındaki piyasa dalgalanmalarından haksız yere etkilenmesine (lehine veya aleyhine) neden olabilir. - **Elden Çıkarılma Tarihi:** En makul ve adil çözüm, malın failin tasarrufundan çıktığı andaki değerinin esas alınmasıdır. Çünkü fail, o tarihte malı paraya veya başka bir değere çevirerek, onun o anki karşılığını kendi malvarlığına katmıştır. Kaim değerin müsaderesinin amacı da, failin malvarlığına giren bu haksız değeri geri almaktır. Dolayısıyla mahkeme, bilirkişi marifetiyle, müsadere edilemeyen malın, sanık tarafından satıldığı, tüketildiği veya yok edildiği tarihteki piyasa rayiç bedelini tespit ettirmeli ve bu miktar üzerinden kaim değerin müsaderesine karar vermelidir. Bu, hem failin haksız zenginleşmesini engeller hem de onu piyasadaki sonraki dalgalanmalardan sorumlu tutmaz.