HMK m. 199'un gerekçesinde, belgenin tanımı yapılırken 'Bilgi Edinme Hakkı Kanunu'nun ... 3 üncü maddesinde yer alan belge tanımından da yararlanıldığı' belirtilmektedir. Bu atfın, HMK m. 199'daki 'belge' kavramının yorumlanmasındaki önemi nedir? İki kanun arasındaki bu paralellik, 'belge' kavramının sadece mahkeme dosyalarıyla sınırlı olmadığını nasıl gösterir?
Bu atıf, HMK m. 199'daki 'belge' kavramının, sadece geleneksel adli delil olarak düşünülen senet, ilam gibi belgelerle sınırlı olmadığını; idari, kamusal ve özel alanlardaki her türlü 'bilgi taşıyıcısını' kapsayan, son derece geniş ve modern bir anlama sahip olduğunu göstermesi açısından önemlidir. Bu paralelliğin anlamı şudur: 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu'nun 3. maddesi, 'belge'yi 'Kurum ve kuruluşların sahip oldukları ... yazılı, basılı veya kopyalanmış her türlü dosya, evrak, kitap, dergi, broşür, etüt, mektup, program, talimat, kroki, plân, film, fotoğraf, ses veya görüntü bandı, bilgisayar kayıtları veya diğer kayıt ortamlarındaki her türlü veri ve bilgiyi' olarak tanımlar. Bu tanım, idarenin elindeki hemen hemen her türlü bilgi taşıyıcısını kapsar. HMK gerekçesinin bu tanıma atıf yapması, HMK'daki 'belge' kavramının da en az bu kadar geniş yorumlanması gerektiğini ortaya koyar. Bu, 'belge'nin sadece bir mahkeme dosyası içindeki evrak olmadığını; bir şirketin ticari defterlerinden, bir belediyenin imar planlarına, bir hastanenin hasta kayıtlarından, bir kişinin kişisel bilgisayarındaki verilere kadar, bir uyuşmazlığı aydınlatmaya elverişli olan her türlü 'bilgi taşıyıcısının' HMK m. 199 kapsamında bir 'belge' olarak kabul edilebileceğini ve delil olarak mahkemeye sunulabileceğini gösterir. Bu, delil sisteminin teknolojik ve toplumsal gelişmelere paralel olarak esnek ve kapsayıcı bir şekilde yorumlanması gerektiğinin kanuni bir ifadesidir.