Bir ceza davasında, sanığın savunmasının aksini ispatlayabilecek ve ancak devlet organları (polis, savcılık) aracılığıyla elde edilebilecek bir delilin (örn: HTS kayıtları) toplanmasını talep etmesi, 'çelişmeli yargılama' ve 'silahların eşitliği' ilkeleri açısından neden özel bir önem taşır? Mahkemenin bu talebi reddetmesi, savunma hakkı üzerinde nasıl bir etki yaratır?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #81099

Bu tür bir talebin özel bir önem taşımasının nedeni, ceza yargılamasındaki taraflar arasında var olan 'doğal güç dengesizliği'dir. İddia makamı (savcılık), devletin tüm soruşturma ve delil toplama olanaklarına (kolluk gücü, teknik takip yetkisi, kurumlardan bilgi isteme yetkisi vb.) sahiptir. Savunma makamı (sanık ve müdafii) ise bu olanaklardan yoksundur. Sanık, suçsuzluğunu ispatlayabilecek HTS (telefon görüşme trafiği) kayıtları, baz istasyonu verileri, MOBESE kayıtları gibi delillere kendi başına ulaşamaz. Bu delillere ancak mahkeme veya savcılık kararıyla ulaşılabilir. Bu durumun 'çelişmeli yargılama' ve 'silahların eşitliği' ilkeleri açısından sonuçları şunlardır: 1) **Silahların Eşitliği:** Mahkeme, sanığın bu tür delilleri toplama talebini haksız bir gerekçeyle reddettiğinde, iddia makamının sahip olduğu delil toplama gücüne karşı savunma makamını tamamen araçsız bırakmış olur. Bu, taraflar arasındaki doğal dengesizliği, yargı kararıyla daha da derinleştirerek silahların eşitliği ilkesini bozar. 2) **Çelişmeli Yargılama:** Çelişmeli yargılama, tarafların sadece iddia makamının sunduğu delilleri tartışması değil, aynı zamanda kendi karşı delillerini sunabilmesi ve tartıştırabilmesiyle mümkün olur. Sanığın, aleyhindeki bir tanık beyanını veya HTS kaydını çürütebilecek karşı bir HTS kaydının toplanmasını talep etme ve bu delil üzerinden tartışma yürütme hakkı, çelişmeli yargılamanın özünü oluşturur. Mahkemenin bu talebi reddetmesi, savunma hakkını 'etkisiz' hale getirir. Sanık, teoride bir savunma hakkına sahip olsa da, bu hakkı kullanacak araçlardan mahrum bırakıldığı için, bu hak pratik bir anlam ifade etmez. Anayasa Mahkemesi de bu tür durumları, adil yargılanma hakkının ihlali olarak kabul etmektedir (Bkz. AYM, Halil Akkaya, B. No: 2021/2754).