5607 sayılı Kanun m. 13/1-b, kaçak eşyanın 'naklinin, bu aracın kullanılmasını gerekli kılması' halinde aracın müsadere edilebileceğini belirtmektedir. Bu kriter, özellikle kolayca taşınabilecek miktardaki (örneğin birkaç karton sigara) kaçak eşyanın, lüks bir otomobilde yakalanması durumunda nasıl yorumlanmalıdır? Bu kriter, orantılılık ilkesiyle nasıl bir denge içinde uygulanmalıdır?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #81061

'Naklinin, bu aracın kullanılmasını gerekli kılması' kriteri, kaçakçılık eylemi ile kullanılan araç arasında zorunlu bir bağ arar. Yani, kaçak eşyanın miktarı, hacmi veya niteliği öyle olmalıdır ki, onun bir yerden bir yere götürülmesi ancak o tür bir aracın kullanılmasını mantıken zorunlu kılsın. Örneğin, tonlarca kaçak akaryakıtın veya yüzlerce büyük koli malın nakli, bir kamyon veya tırın kullanılmasını 'gerekli' kılar. Kolayca taşınabilecek, örneğin bir sırt çantasına veya yolcu beraberindeki bir valize sığabilecek miktardaki (birkaç karton sigara, birkaç şişe içki gibi) kaçak eşyanın, lüks bir otomobilde yakalanması durumunda bu kriter gerçekleşmiş sayılmaz. Çünkü bu miktardaki eşyanın nakli için o otomobilin kullanılması 'gerekli' değildir; bu eşya toplu taşıma aracıyla veya yaya olarak dahi taşınabilir. Bu durumda, müsadere kararı verilebilmesi için KMK m. 13'teki diğer alternatif şartların (özel tertibat gibi) veya araç sahibinin kötü niyetinin ispatlanması gerekir. Bu kriter, aynı zamanda TCK m. 54/3'teki 'orantılılık' ilkesiyle de doğrudan bağlantılıdır. Çok düşük değerli bir kaçak eşya için, çok değerli bir aracın müsadere edilmesi, fiil ile yaptırım arasında açık bir orantısızlık yaratır ve hakkaniyete aykırı olur. Dolayısıyla mahkeme, naklin aracı gerekli kılıp kılmadığını değerlendirirken, aynı zamanda bu müsadere kararının orantılı olup olmayacağını da denetlemek zorundadır.