TCK m. 248'de düzenlenen etkin pişmanlık hükmü, sanığın zimmetine geçirdiği paranın 'aynen iadesi' veya 'uğranılan zararın tamamen tazmin edilmesi' koşuluna bağlanmıştır. Bu iki kavram arasında bir fark var mıdır? Örneğin, zimmete geçirilen paranın bir kısmının sanıktan zorla (icra yoluyla) tahsil edilmesi, kalan kısmının ise sanık tarafından gönüllü olarak ödenmesi durumunda, 'zarar tamamen tazmin edilmiş' sayılır mı?
Evet, 'aynen iade' ile 'zararın tazmini' arasında bir nüans farkı vardır ve sanığın durumu, zararın 'tamamen' giderilmiş sayılıp sayılmayacağı açısından önemlidir. - **Aynen İade:** Zimmete geçirilen şeyin (para veya mal) kendisinin, olduğu gibi iade edilmesidir. Paranın kendisi misli bir eşya olduğu için, aynı miktardaki paranın iadesi 'aynen iade' sayılır. - **Zararın Tazmini:** Aynen iadenin mümkün olmadığı (malın yok olması gibi) veya zararın sadece ana paradan ibaret olmadığı durumlarda (işlemiş faiz, gecikme zararı vb.) gündeme gelir. Bu durumda, zararın parasal karşılığının ödenmesi suretiyle tazmin sağlanır. Etkin pişmanlığın temelinde, failin 'gönüllü' olarak pişmanlık gösterip zararı giderme iradesi yatar. Zararın bir kısmının, mağdurun veya kamunun çabasıyla, icra takibi veya başka bir cebri işlemle tahsil edilmesi, bu 'gönüllülük' unsurunu zedeler. Yargıtay'ın yerleşik uygulamasına göre (örn: Yargıtay 5. CD, 2015/16494 K.), zararın bir kısmının dahi icra tehdidi altında veya icra yoluyla tahsil edilmesi, failin iradesinin özgür olmadığını ve pişmanlığının samimi olmadığını gösterir. Bu durumda, fail sonradan kalan kısmı gönüllü olarak ödese bile, zarar 'etkin pişmanlık' anlamında tamamen giderilmiş sayılmaz ve fail, TCK m. 248'deki indirimden yararlanamaz. Zararın tamamının, herhangi bir cebri işlem veya yasal zorlama olmaksızın, failin kendi pişmanlık iradesiyle giderilmiş olması şarttır.