Anayasa Mahkemesi'nin Tamer Karataş (B. No: 2020/3612) kararında, sanığın savunmasının 'hayatın olağan akışına ters düşüp, suçtan ve olası cezadan kurtulmaya yönelik olduğu' şeklindeki mahkeme gerekçesi eleştirilmiştir. Bu tür bir gerekçenin 'gerekçeli karar hakkı' açısından temel sakıncası nedir?
Bu tür bir gerekçenin 'gerekçeli karar hakkı' (Anayasa m. 141) açısından temel sakıncası, 'somut ve denetlenebilir' olmaması, bunun yerine 'soyut, genel geçer ve subjektif' bir kanaati yansıtmasıdır. Sakıncaları şunlardır: 1) **Keyfilik İntibaı:** 'Hayatın olağan akışı' son derece göreceli ve subjektif bir kavramdır. Bir hakim için olağan dışı görünen bir durum, başka bir hakim veya kişi için pekala mümkün olabilir. Bu gerekçe, mahkemenin kararını somut delillere değil, kendi kişisel hayat tecrübesine veya varsayımlarına dayandırdığı izlenimini yaratır. 2) **Denetim Yetersizliği:** Üst mahkemeler (istinaf, temyiz) veya Anayasa Mahkemesi, bu gerekçenin hukuka uygunluğunu denetleyemez. Çünkü ortada denetlenecek somut bir veri veya mantıksal bir çıkarım zinciri yoktur. Sadece mahkemenin bir 'kanaati' vardır. 3) **Savunmayı Peşinen Değersizleştirme:** 'Suçtan kurtulmaya yönelik' ifadesi, neredeyse tüm sanık savunmaları için kullanılabilecek bir şablondur. Her sanık doğal olarak suçsuzluğunu iddia eder ve cezadan kurtulmak ister. Bu ifade, sanığın somut iddialarını ve delillerini çürütmek yerine, onun savunma yapma amacını bir kusur gibi göstererek savunmayı peşinen değersizleştirir. Gerekçeli karar hakkı, mahkemenin, sanığın savunmasındaki somut iddiaları, dosyadaki delillerle karşılaştırarak neden kabul etmediğini, neden hayatın olağan akışına aykırı bulduğunu mantıksal bir silsile içinde açıklamasını gerektirir. AYM, bu tür şablon gerekçelerin bu yükümlülüğü yerine getirmediğini ve adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini kabul etmektedir.