Bir şirketin yönetim kurulu, üyelerin fiziken bir araya gelmediği, ancak karar metnini dolaştırarak (sirküler karar) imzaladığı bir karar almıştır. Bu şekilde alınan bir karara ve bu karara dayanılarak çıkarılan imza sirkülerine karşı, 'yabancı uyruklu üyeler o tarihte Türkiye'de değildi' iddiasıyla açılan bir tespit ve iptal davasında, mahkemenin öncelikle hangi hukuki düzenlemeyi incelemesi gerekirdi? Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2014/11664 K. sayılı kararının bozma gerekçesi bu açıdan neyi işaret etmektedir?
Mahkemenin bu durumda öncelikle, hem 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) hem de şirketin ana sözleşmesinin, yönetim kurulu kararlarının toplanmaksızın alınmasına izin verip vermediğini incelemesi gerekirdi. TTK m. 390/4, bu konuda özel bir düzenleme içerir: 'Yönetim kurulu üyelerinden hiçbiri toplantı yapılması isteminde bulunmadığı takdirde, yönetim kurulu kararları, kurul üyelerinden birinin belirli bir konuda yaptığı, karar şeklinde yazılmış önerisine, en az üye tam sayısının çoğunluğunun yazılı onayı alınmak suretiyle de verilebilir. ... Kararların geçerliliği yazılı şekilde yapılmış olmasına bağlıdır.' Yani kanun, 'sirküler karar' usulüne izin vermektedir. Bu usulde üyelerin fiziken aynı yerde veya aynı anda karar metnini imzalamaları gerekmez. Dolayısıyla, 'yabancı uyruklu üyeler o tarihte Türkiye'de değildi' iddiası, eğer karar TTK m. 390/4'e ve ana sözleşmedeki benzer bir hükme uygun olarak alınmışsa, tek başına kararı veya imza sirkülerini geçersiz kılmaz. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2014/11664 K. sayılı kararında, mahkemenin bu hukuki temeli incelemek yerine, kararda ve imza sirkülerinde davacının da imzası olduğu gibi maddi olarak hatalı bir tespitle davayı reddetmesi eleştirilmiştir. Yargıtay, 'dosya içerisinde bulunan dava konusu yönetim kurulu kararı ve imza sirkülerinin incelenmesinde davacının imzasının bulunmadığı' ve 'kararın tarihinin de yanlış tespit edildiği' gibi bariz maddi hatalara dayanarak kararı bozmuştur. Bu, mahkemenin öncelikle dosyadaki belgeleri doğru okuması, ardından da sirküler karar usulünün hukuki geçerliliğini TTK ve ana sözleşme hükümleri çerçevesinde değerlendirmesi gerektiğini işaret etmektedir.