Bir sahtecilik davasında sanık, suça konu olan belgenin (örneğin şasi numarası değiştirilmiş bir dorse) kendisi tarafından satın alındığı tarihten önce sahte hale getirildiğini savunmuştur. Mahkemenin, sanığın bu savunmasını ve sunduğu fatura gibi delilleri hiç araştırmadan, 'dosyadaki mevcut delil durumu' gibi bir gerekçeyle mahkumiyet kararı vermesi, hangi anayasal hakların ihlaline yol açar? (Bkz. AYM, Mustafa Doğan, B. No: 2019/11137)
Mahkemenin bu tutumu, Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan 'adil yargılanma hakkı'nın birden fazla unsurunu ihlal eder: 1) **Silahların Eşitliği İlkesi:** Anayasa Mahkemesi'nin Mustafa Doğan kararında da vurgulandığı gibi, mahkemenin sadece iddia makamının (iddianame ve müşteki beyanı) delillerini dikkate alması, buna karşılık sanığın suçsuzluğunu veya kastının olmadığını ispatlamaya yönelik 'esaslı' savunmasını ve bu savunmayı destekleyen delilleri (fatura gibi) hiç incelememesi, savunma makamını iddia makamı karşısında 'önemli ölçüde dezavantajlı konuma düşürür'. Bu durum, silahların eşitliği ilkesinin açık bir ihlalidir. 2) **Çelişmeli Yargılama Hakkı:** Sanığın sunduğu delillerin tartışılmaması ve savunmasının karşılanmaması, yargılamanın çelişmeli niteliğini ortadan kaldırır. Adil bir yargılama, tarafların delillerini sunabildiği ve bu delillerin mahkeme tarafından tartışılarak karara varıldığı bir süreci gerektirir. 3) **Gerekçeli Karar Hakkı:** Mahkemenin, sanığın savunmasını ve delilini neden araştırmadığını 'dosyadaki mevcut delil durumu' gibi soyut, genel ve denetime elverişsiz bir gerekçeyle geçiştirmesi, Anayasa m. 141/3'te düzenlenen gerekçeli karar hakkının da ihlalidir. Mahkeme, sanığın sunduğu delilin neden sonuca etkili olmadığını veya neden güvenilir bulmadığını somut olarak açıklamak zorundadır. Bu ihlaller bir araya geldiğinde, yargılamanın bir bütün olarak adil olmaktan çıkmasına neden olur.