Bir ortaklığın giderilmesi davasına konu taşınmaz üzerindeki iki katlı evin kendisine ait olduğunu iddia eden bir paydaş, bu iddiasını ispatlamak için 'muhdesatın aidiyetinin tespiti' davası açmıştır. Mahkeme, dinlediği tanıkların, evi davacının değil, babasının yaptırdığını beyan etmesi üzerine davayı reddetmiştir. Bu karar hukuken doğru mudur? Yargıtay 8. Hukuk Dairesi'nin 2017/3011 K. sayılı kararında, muhdesatın davacının 'murisi' tarafından meydana getirilmiş olmasının sonuca etkisi nasıl değerlendirilmiştir?
Hayır, mahkemenin bu kararı hukuken doğru değildir ve eksik incelemeye dayanmaktadır. Muhdesatın aidiyetinin tespiti davalarında, muhdesatın (yapı, ağaç vb.) davacı tarafından bizzat yapılmış olması şart değildir. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi'nin 2017/3011 K. sayılı kararında da açıkça belirtildiği gibi, muhdesat, 'davacı pay sahibinin bayii (satıcısı) ya da miras bırakanı (murisi) tarafından da meydana getirilmiş olabilir.' Bu durumda, mülkiyetin veya aidiyetin külli veya cüzi halefiyet yoluyla davacıya geçtiğinin ispatlanması yeterlidir. Karara konu olayda, tanıkların evi davacının babasının (murisinin) yaptırdığını beyan etmesi, davanın reddi için değil, tam aksine davanın kabulü için bir delil teşkil edebilir. Eğer davacı, o evi yapan babasının mirasçısı olduğunu ispatlarsa, babası tarafından yapılan muhdesat üzerindeki hak, miras yoluyla kendisine geçmiş olur. Mahkemenin yapması gereken, tanık beyanları doğrultusunda, evi yapan kişinin davacının murisi olup olmadığını nüfus kayıtları ve veraset ilamıyla araştırmak ve eğer murisi olduğu anlaşılırsa, muhdesatın aidiyetinin mirasçılık sıfatıyla davacıya ait olduğunun tespitine karar vermektir. Mahkemenin, muhdesatın bizzat davacı tarafından yapılmadığı gerekçesiyle davayı reddetmesi, 'halefiyet' ilkesini göz ardı eden hatalı bir yorumdur.