HMK m. 259/2'nin uygulanarak tanıkların keşif mahallinde dinlenmesi, özellikle hangi tür davalarda maddi gerçeğe ulaşmak için vazgeçilmez bir usul kuralıdır? Yargıtay'ın kadastro, zilyetlik ve muhdesat aidiyeti davalarında bu kuralın uygulanmamasına ilişkin kararlarını bozmasının temel mantığı nedir?
Tanıkların keşif mahallinde, yani dava konusu taşınmaz başında dinlenmesi (HMK m. 259/2), özellikle aşağıdaki tür davalarda maddi gerçeğe ulaşmak için vazgeçilmez bir usul kuralıdır: 1) **Kadastro Tespitine İtiraz ve Tescil Davaları:** Tanığın, kadastro öncesi durumu, eski sınırları, kullanım şeklini anlatması ve bunları harita üzerinde değil, bizzat arazide göstermesi gerekir. 2) **Zilyetliğe Dayalı Davalar (El atmanın önlenmesi, tescil vb.):** Zilyetliğin kapsamını, sınırlarını, nasıl kullanıldığını (tarım, hayvancılık vb.) gösteren tanık beyanlarının soyut kalmaması için, tanığın zilyetlik ettiği alanı bizzat göstermesi ve bunun bilirkişilerce krokide işaretlenmesi zorunludur. (Bkz. Yargıtay 8. HD, 2017/2996 K.) 3) **Muhdesatın Aidiyetinin Tespiti Davaları:** Bir parsel üzerinde birden fazla yapı (muhdesat) varsa, tanığın hangi yapının kim tarafından yapıldığını anlatırken, o yapıyı bizzat yerinde işaret etmesi gerekir. Aksi halde beyanı havada kalır. (Bkz. Yargıtay 8. HD, 2017/3011 K.) Yargıtay'ın bu kuralın uygulanmamasına ilişkin kararları bozmasının temel mantığı, 'delillerin somutlaştırılması ve denetlenebilirliği' ilkesidir. Duruşma salonunda verilen soyut beyanlar, farklı yorumlara açık olabilir ve hakimin, tanığın anlattığı şeyin arazideki hangi noktaya tekabül ettiğini anlaması imkansızdır. Tanıkların keşif mahallinde, bilirkişiler huzurunda dinlenmesi; - Beyanları somutlaştırır. - Beyanlar arasındaki çelişkilerin yerinde yüzleştirme ile giderilmesine olanak tanır. - Bilirkişilerin, tanıkların gösterdiği yerleri krokilerine işleyerek, kararın infaz edilebilir ve Yargıtay tarafından denetlenebilir olmasını sağlar. Bu usul uygulanmadığında, yargılama 'eksik inceleme' ile malul hale gelir.