Bir tüzel kişi (şirket, vakıf vb.) yararına suç işlenmesi halinde, TCK m. 60/2 uyarınca bu tüzel kişi hakkında müsadere hükümleri uygulanabilir. Bu durumda, müsadere edilecek olan kazancın veya eşyanın, tüzel kişinin 'iyiniyetli' olup olmamasından bağımsız olarak, sırf suçtan elde edilmiş olması yeterli midir? Tüzel kişinin 'kötü niyetini' ispatlama yükü kime aittir?
TCK m. 60/2'nin uygulanmasında, müsadere edilecek kazancın veya eşyanın, suçun işlenmesiyle tüzel kişinin malvarlığına girmiş olması yeterlidir. Burada, TCK m. 54'teki 'iyiniyetli üçüncü kişi' koruması, yararına suç işlenen tüzel kişinin kendisi için geçerli değildir. Çünkü tüzel kişi, bu durumda suçun tarafı veya menfaat sağlayan konumundadır, üçüncü kişi değildir. Tüzel kişinin 'kötü niyetinin' ayrıca ispatlanmasına gerek yoktur. Suçun, tüzel kişinin bir organı veya temsilcisi tarafından, tüzel kişinin faaliyetleri çerçevesinde ve onun yararına işlenmiş olması, müsadere için yeterli illiyet bağını kurar. Örneğin, bir şirketin genel müdürü, rüşvet vererek şirket adına bir ihale alırsa, bu ihaleden elde edilen kazanç, şirketin malvarlığına girmiş olur. Şirketin diğer ortaklarının veya yönetim kurulunun bu rüşvetten haberdar olmaması, şirketin 'iyiniyetli' olduğu anlamına gelmez ve kazanç müsaderesini engellemez. Çünkü suç, şirketin organı tarafından ve şirketin menfaati için işlenmiştir. İspat yükü bu noktada bir özellik göstermez; savcılık, suçun işlendiğini ve bu suçtan elde edilen menfaatin tüzel kişinin malvarlığına girdiğini ispatlamakla yükümlüdür. Bu ispatlandığında, müsadere kararı verilebilir.