Anayasa Mahkemesi'nin 'silahların eşitliği' ve 'çelişmeli yargılama' ilkelerine ilişkin ihlal kararları (örn: Ruhşen Mahmutoğlu), derece mahkemelerinin 'delil takdir yetkisi'ne bir müdahale midir? AYM'nin denetiminin sınırları bu bağlamda nerede başlar ve nerede biter?
Hayır, Anayasa Mahkemesi'nin bu tür ihlal kararları, derece mahkemelerinin 'delil takdir yetkisi'ne bir müdahale değildir. AYM, bireysel başvuru incelemesinde bir 'süper temyiz' mercii gibi hareket etmez; yani delillerin doğru takdir edilip edilmediğini veya davanın esasının ne olması gerektiğini denetlemez. AYM'nin denetimi, yargılamanın usulü ve adilliği ile sınırlıdır. Bu bağlamda denetimin sınırları şu şekilde çizilebilir: **AYM'nin denetim alanına giren hususlar:** - Savunma tarafından sunulan ve davanın sonucunu etkileyebilecek esaslı bir delilin veya delil toplama talebinin, mahkeme tarafından hiç dikkate alınmaması veya keyfi/yetersiz bir gerekçeyle reddedilmesi. - Mahkemenin sadece iddia makamının delillerini değerlendirip, savunma makamının delillerini sistematik olarak göz ardı etmesi. - Mahkeme kararının, tarafların esasa ilişkin iddia ve savunmalarını karşılamayan, soyut ve genel geçer ifadeler içeren bir gerekçeye dayanması. **AYM'nin denetim alanına girmeyen hususlar:** - Hangi tanığın beyanının daha güvenilir olduğu. - Bir bilirkişi raporunun teknik içeriğinin doğruluğu. - Delillerin bir bütün olarak değerlendirilmesi sonucunda sanığın suçlu olup olmadığı. Dolayısıyla, AYM, mahkemenin 'hangi delile inanması gerektiğini' söylemez; ancak 'tarafların sunduğu tüm esaslı delilleri tartışması ve kararını makul bir şekilde gerekçelendirmesi gerektiğini' söyler. Ruhşen Mahmutoğlu kararında yapılan da budur; mahkemenin delil takdirine değil, delilleri tartışmaktan ve incelemekten kaçınarak yarattığı usuli dengesizliğe müdahale edilmiştir.