Anayasa Mahkemesi'nin 'silahların eşitliği' ve 'çelişmeli yargılama' ilkelerine ilişkin ihlal kararları (örn: Ruhşen Mahmutoğlu), derece mahkemelerinin 'delil takdir yetkisi'ne bir müdahale midir? AYM'nin denetiminin sınırları bu bağlamda nerede başlar ve nerede biter?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #80959

Hayır, Anayasa Mahkemesi'nin bu tür ihlal kararları, derece mahkemelerinin 'delil takdir yetkisi'ne bir müdahale değildir. AYM, bireysel başvuru incelemesinde bir 'süper temyiz' mercii gibi hareket etmez; yani delillerin doğru takdir edilip edilmediğini veya davanın esasının ne olması gerektiğini denetlemez. AYM'nin denetimi, yargılamanın usulü ve adilliği ile sınırlıdır. Bu bağlamda denetimin sınırları şu şekilde çizilebilir: **AYM'nin denetim alanına giren hususlar:** - Savunma tarafından sunulan ve davanın sonucunu etkileyebilecek esaslı bir delilin veya delil toplama talebinin, mahkeme tarafından hiç dikkate alınmaması veya keyfi/yetersiz bir gerekçeyle reddedilmesi. - Mahkemenin sadece iddia makamının delillerini değerlendirip, savunma makamının delillerini sistematik olarak göz ardı etmesi. - Mahkeme kararının, tarafların esasa ilişkin iddia ve savunmalarını karşılamayan, soyut ve genel geçer ifadeler içeren bir gerekçeye dayanması. **AYM'nin denetim alanına girmeyen hususlar:** - Hangi tanığın beyanının daha güvenilir olduğu. - Bir bilirkişi raporunun teknik içeriğinin doğruluğu. - Delillerin bir bütün olarak değerlendirilmesi sonucunda sanığın suçlu olup olmadığı. Dolayısıyla, AYM, mahkemenin 'hangi delile inanması gerektiğini' söylemez; ancak 'tarafların sunduğu tüm esaslı delilleri tartışması ve kararını makul bir şekilde gerekçelendirmesi gerektiğini' söyler. Ruhşen Mahmutoğlu kararında yapılan da budur; mahkemenin delil takdirine değil, delilleri tartışmaktan ve incelemekten kaçınarak yarattığı usuli dengesizliğe müdahale edilmiştir.