HMK m. 329'da düzenlenen 'kötü niyetli davalı' kavramı ile 'hiçbir hakkı olmadığı hâlde dava açan taraf' kavramı arasındaki fark nedir? Bu madde her iki durumu da aynı yaptırıma mı tabi tutmaktadır? Bir davalının, borçlu olduğunu bilmesine rağmen sırf davayı uzatmak için yaptığı haksız itirazlar 'kötü niyetli davalı' kapsamında değerlendirilebilir mi?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #80957

HMK m. 329, iki farklı durumu aynı fıkrada düzenleyerek benzer yaptırımlara tabi tutmaktadır, ancak aralarında nüans farkı vardır: 1) **Hiçbir Hakkı Olmadığı Hâlde Dava Açan Taraf:** Bu ifade, davacıyı hedef alır. Davacının, dava açtığı anda, hukuken korunmaya değer bir hakkının bulunmadığını bilerek veya ağır ihmali sonucu bilmeyerek, sırf karşı tarafı rahatsız etmek, masrafa sokmak veya başka bir haksız amaçla hareket etmesi durumunu ifade eder. Temelinde hakkın kötüye kullanılması yatar. 2) **Kötü Niyetli Davalı:** Bu ifade ise davalıyı hedef alır. Davalının, davanın esasıyla ilgili olarak aslında borçlu veya haksız olduğunu bildiği halde, sırf yargılamayı uzatmak, alacaklının hakkına kavuşmasını geciktirmek veya mahkemeyi yanıltmak amacıyla gerçeğe aykırı savunmalar yapması, haksız itirazlarda bulunması, delilleri karartması gibi davranışları kapsar. Dolayısıyla, borçlu olduğunu bilen bir davalının, icra takibine 'hiçbir borcum yoktur' şeklinde tamamen asılsız bir itirazda bulunması, kötü niyetli davalı kapsamında değerlendirilebilir. HMK m. 329, her iki durumu da aynı potansiyel yaptırımlara tabi tutar: Yargılama giderlerine ek olarak, karşı tarafın vekiliyle anlaştığı vekalet ücretinin bir kısmını veya tamamını ödemeye ve disiplin para cezasına mahkum edilebilirler.