Anayasa Mahkemesi'nin Ali Rıza Biber (B. No: 2019/38643) kararında, Yargıtay'ın ilk bozma kararına uyulmasıyla davalı lehine doğan 'usuli kazanılmış hak' ilkesi, başvurucunun sonradan ileri sürdüğü ve bozma kararında değerlendirilmemiş yeni ve kesinleşmiş bir mahkeme kararı (delil) karşısında nasıl bir konumdadır? AYM bu durumda usuli kazanılmış hakkı mutlak bir engel olarak görmüş müdür?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #80911

Anayasa Mahkemesi, Ali Rıza Biber kararında, 'usuli kazanılmış hak' ilkesini mutlak bir engel olarak görmemiştir. Usuli kazanılmış hak, Yargıtay'ın bozma kararına uyulmasıyla, bozma kararında belirtilen hukuki çerçeve dahilinde taraflardan biri lehine doğan bir haktır. Ancak bu hak, bozma kararının kapsamadığı, sonradan ortaya çıkan veya yargılamanın sonraki aşamalarında ileri sürülen yeni ve esaslı deliller karşısında aşılamaz bir duvar değildir. AYM'nin kararında, başvurucunun prime esas ücret tespiti davasında Yargıtay'ın ilk bozma kararı, mevcut delillere göre verilmiştir. Başvurucu, bu bozmadan sonra kesinleşen ve kendi lehine ücret tespiti yapan başka bir iş mahkemesi kararını yeni bir delil olarak sunmuştur. Bu yeni delil, ilk bozma kararının verildiği sırada mevcut olmadığından, o kararın kapsamında değildir ve dolayısıyla davalı lehine oluşan usuli kazanılmış hak, bu yeni delilin değerlendirilmesine engel teşkil etmez. AYM, derece mahkemelerinin ve Yargıtay'ın, bu yeni ve esaslı delili hiç tartışmadan, sadece 'usuli kazanılmış hak' gerekçesine sığınarak davayı reddetmesini, gerekçeli karar hakkının ihlali olarak görmüştür. Bu, usuli kazanılmış hakkın, yargılamanın sonraki aşamalarında ortaya çıkan ve davanın sonucunu esastan etkileyebilecek yeni delillerin incelenmesini engelleyemeyeceğini gösterir.