Kaçakçılık suçunda kullanılan ve üçüncü bir kişiye ait olan nakil aracının müsaderesi için, araç sahibinin 'kötü niyetli' olması yeterli midir, yoksa 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nun (KMK) 13. maddesindeki özel şartların da (örn: gizli tertibat, yükün ağırlıklı bölümü) ayrıca gerçekleşmesi gerekir mi? TCK m. 54 ile KMK m. 13 arasındaki ilişkiyi yorumlayınız.
Bu iki hüküm birlikte yorumlanmalıdır. TCK m. 54/1, genel kural olarak 'iyiniyetli üçüncü kişilere ait' eşyanın müsadere edilemeyeceğini belirtir. Bu, mülkiyet hakkının korunması ilkesinin bir gereğidir. KMK m. 13 ise, TCK'nın müsadere hükümlerine atıf yaptıktan sonra, nakil aracının müsaderesi için ek, objektif ve ağırlaştırıcı koşullar (gizli tertibat bulunması, kaçak eşyanın yükün ağırlıklı bölümünü oluşturması vb.) öngörmüştür. Yargıtay'ın yerleşik uygulamasına göre, bu iki hüküm şu şekilde birleştirilir: 1) Eğer araç sahibi 'kötü niyetli' ise, yani aracının kaçakçılıkta kullanılacağını biliyor veya bilebilecek durumda ise, mülkiyet hakkı korunmaz. Bu durumda, aracın müsaderesi için KMK m. 13'teki ek şartların (gizli tertibat vb.) aranmasına gerek yoktur. Kötü niyetin tespiti müsadere için yeterlidir. 2) Eğer araç sahibi 'iyiniyetli' ise, TCK m. 54/1 gereği kural olarak aracı müsadere edilemez. KMK m. 13'teki ağırlaştırıcı şartların (yükün ağırlıklı bölümünün kaçak eşya olması gibi) varlığı dahi, iyiniyetli üçüncü kişinin mülkiyet hakkını ortadan kaldırmaz. Yani, KMK m. 13'teki şartlar, ancak ve ancak araç sahibinin kötü niyetli olduğu durumlarda veya aracın doğrudan suçun failine ait olduğu durumlarda müsadere kararı verilebilmesi için aranan ek koşullardır. İyiniyetli malikin mülkiyet hakkı, bu objektif koşullara rağmen korunur.