TCK Madde 249, zimmet suçunda malın değerinin 'azlığı'ndan bahsederken, gerekçede değerin 'çok az' veya 'çok düşük' olması durumunda fiilin haksızlık içeriğinin cezayı gerektirici boyutta olmayabileceğinden bahsedilmektedir. Bu ifadeler, değerin çok cüzi olduğu durumlarda ceza vermekten tamamen vazgeçilebileceği şeklinde yorumlanabilir mi? Yoksa bu durum sadece TCK m. 249'daki indirimin en üst hadden (yarıya kadar) uygulanması için bir gerekçe mi teşkil eder?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #80892

TCK m. 249'un gerekçesindeki ifadeler, ceza hukukunun 'ultima ratio' (son çare) olması ve 'işlenen fiilin haksızlık içeriği ile orantılılık' ilkeleriyle ilgilidir. Gerekçede, değerin 'çok az' olduğu durumlarda fiilin haksızlık içeriğinin cezayı gerektirici boyutta olmayabileceği belirtilmiştir. Bu ifade, doğrudan bir cezasızlık hali yaratmaz. Zimmet suçu, korunan hukuki değer (kamu idaresine olan güven) itibarıyla, miktar ne kadar az olursa olsun tamamlanmış olur. Ancak Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin 2014/8413 E., 2017/856 K. sayılı kararında olduğu gibi, suça konu paranın (örneğin 20,20 TL) ekonomik bakımdan çok düşük değerli olması, bir yarar sağlamayacak veya zarar oluşturmayacak ölçüde olması, fiilin haksızlık muhtevasının suç oluşturacak boyutta bulunmaması gibi nedenlerle mahkemenin 'beraat' kararı vermesi gerektiği yönünde içtihatlar mevcuttur. Bu, kanundaki boşluğun ceza hukuku genel ilkeleriyle doldurulmasıdır. Ancak genel kabul, değer ne kadar cüzi olursa olsun suçun oluştuğu, fakat bu durumun TCK m. 249 kapsamında yapılacak indirimde dikkate alınması gerektiği yönündedir. Değerin 'az' olması durumunda indirim uygulanırken, 'çok az' olması durumunda indirimin en üst hadden (yarıya kadar) uygulanması ve hatta TCK m. 61 uyarınca temel cezanın alt sınırdan belirlenmesi gibi cezanın bireyselleştirilmesi araçları kullanılır. Beraat kararı verilmesi ise istisnai bir durumdur ve fiilin haksızlık içeriğinin tamamen ortadan kalktığı çok cüzi miktarlar için düşünülebilir.