Bir keşfe katılmayan bilirkişiden ek rapor alınarak bu raporun hükme esas alınması, hukuken geçerli midir? Yargıtay 20. Hukuk Dairesi'nin 2017/5116 K. sayılı kararında bu durum neden bir bozma sebebi olarak kabul edilmiştir? Bu durum delillerin doğrudanlığı ilkesi ile nasıl ilişkilidir?
Hayır, keşfe katılmayan bir bilirkişiden alınan ek raporun hükme esas alınması hukuken geçerli değildir ve Yargıtay tarafından istikrarlı bir şekilde bozma nedeni sayılmaktadır. Yargıtay 20. Hukuk Dairesi'nin 2017/5116 K. sayılı kararında da bu husus açıkça belirtilmiştir. Bunun temel nedeni 'delillerin doğrudanlığı' ilkesidir. Bilirkişi, özellikle teknik bilgi gerektiren ve yerinde incelemeyi zorunlu kılan (kadastro, orman, inşaat vb.) davalarda, sadece dosya üzerinden değil, bizzat mahallinde gözlem ve ölçüm yaparak görüşünü oluşturmalıdır. Keşif, bilirkişinin uyuşmazlık konusu olan şeyi veya yeri duyularıyla doğrudan algılamasını sağlayan bir delil toplama yöntemidir. Keşfe katılmayan bir bilirkişi, bu doğrudan algılamadan mahrum kalır. Sadece dosyadaki bilgilere veya diğer bilirkişilerin gözlemlerine dayanarak rapor hazırlaması, raporun güvenilirliğini ve sıhhatini temelden sarsar. Bu durum, bilirkişiyi bir 'tanık' veya 'gözlemci' olmaktan çıkarıp, sadece dosya üzerinden yorum yapan bir 'uzman' konumuna indirger ki bu, bilirkişilik kurumunun amacına aykırıdır. Bu nedenle, keşfe katılmayan bir bilirkişinin raporu, delillerin doğrudanlığı ilkesinin ihlali anlamına geldiği için hükme esas alınamaz.