Kadastro Kanunu'na dayalı bir tescil davasında, Yargıtay bozma ilamında 'taraf tanıklarının keşif mahalline davetiye ile çağırılması ve taşınmaz başında dinlenilmesi' gerektiği belirtilmesine rağmen, yerel mahkemenin bu gerekliliği tam olarak yerine getirmeden karar vermesi, 'usuli müktesep hak' ilkesi açısından ne anlama gelir? Yargıtay 16. Hukuk Dairesi'nin 2018/171 K. sayılı kararı bu durumu nasıl değerlendirmiştir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #80890

Usul hukukunda 'usuli müktesep hak' (usuli kazanılmış hak), bir mahkemenin Yargıtay'ın bozma kararına uymasıyla, bozma kararında belirtilen esaslar çerçevesinde yargılama yapma ve karar verme zorunluluğunu ifade eder. Bozma kararına uyulmasıyla, bozma gerekçeleri taraflardan biri lehine, diğeri aleyhine bir hak ve durum yaratır. Mahkeme, uyduğu bu bozma kararının gereklerinden dönemez. Yargıtay 16. Hukuk Dairesi'nin 2018/171 K. sayılı kararında, mahkeme Yargıtay'ın bozma ilamına uymuş ancak bozma ilamında açıkça belirtilen 'taraf tanıklarının HMK m. 259 uyarınca taşınmaz başında dinlenmesi' ve 'beyanlar arasındaki çelişkinin giderilmesi' gibi usuli işlemleri eksik yapmıştır. Yargıtay, bu durumu, 'usuli müktesep hakkın zedelendiği' ve 'hükmüne uyulan bozma ilamının gereklerinin tam olarak yerine getirilmediği' şeklinde değerlendirerek kararı yeniden bozmuştur. Bu, mahkemenin bozmaya uyma kararının, bozmadaki direktifleri harfiyen uygulama yükümlülüğü getirdiğini göstermektedir. Özellikle kadastro ve taşınmaz davaları gibi tanık beyanlarının yerinde ve somut olarak değerlendirilmesinin kritik olduğu durumlarda, HMK m. 259/2'nin uygulanmasına yönelik bir bozma emrine uyulmaması, yargılamanın eksik yapılması anlamına gelir ve usuli kazanılmış hakkı ihlal eder.