HMK Madde 199'a göre, bir bankanın tek taraflı olarak tuttuğu elektronik kayıtların 'belge' niteliği taşıması, bu kayıtların Ticaret Kanunu anlamında 'ticari defter' olarak delil olma niteliğiyle nasıl bir ilişki içindedir? Bir banka, sadece kendi bilgisayar kayıtlarına dayanarak bir ödeme yaptığını iddia ettiğinde, Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile Türk Ticaret Kanunu'ndaki delil değerlendirme ilkeleri nasıl bir arada uygulanmalıdır?
Bu soru, HMK'daki genel delil kuralları ile TTK'daki özel delil kurallarının kesişim noktasını ele almaktadır. HMK Madde 199 uyarınca bankanın elektronik kayıtları şüphesiz bir 'belge'dir. Ancak ispat gücü tartışmalıdır. TTK m. 64/2, ticari defterlerin sahibi lehine delil olabilmesi için karşı tarafın ticari defterlerindeki kayıtların buna aykırı olmaması veya ilgili konuda hiç kayıt içermemesi gibi koşullar arar. Ayrıca, uyuşmazlığın her iki tarafının da tacir olması gerekir. Bir banka (tacir) ile bir mevduat sahibi (tüketici, tacir olmayan) arasındaki uyuşmazlıkta, banka kendi ticari defterlerini (elektronik kayıtlarını) tek taraflı olarak kendi lehine kesin delil olarak kullanamaz. Bu durum, 'silahların eşitliği' ilkesine aykırı olur. Hukuk Genel Kurulu'nun 2021/33 K. sayılı kararı da bu yöndedir; bankanın tek taraflı kayıtlarının 'senet' niteliğinde olmadığını ve ödemeyi tek başına ispatlayamayacağını belirtir. Dolayısıyla, bu kayıtlar HMK m. 199 kapsamında bir 'belge' ve TTK kapsamında 'ticari defter kaydı' olsa da, karşı taraf tacir değilse veya tacir olup defterleri aksini gösteriyorsa, bu kayıtlar ancak bir 'delil başlangıcı' veya 'takdiri delil' olarak kabul edilebilir ve bankanın ödeme iddiasını, alacaklının imzasını taşıyan bir makbuz, dekont, ibraname gibi başka kesin delillerle desteklemesi gerekir.