Cezaevinde hükümlü veya tutuklular arasında, koğuş temsilcisi gibi bir statüye sahip olanların diğer mahkumlara yönelik baskı, sabah kahvaltısını engelleme, belli hareketleri yasaklama ve dövme gibi eylemleri, hangi suç kapsamında değerlendirilmelidir? Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin 2014/1003 K. sayılı kararı, bu tür eylemlerin 'süreklilik' unsurunu nasıl değerlendirmiş ve hangi sonuca ulaşmıştır?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #80883

Cezaevinde, özellikle hiyerarşik bir yapı kurularak diğer mahkumlara yönelik gerçekleştirilen bu tür eylemler, tekil olarak değerlendirildiğinde kasten yaralama, tehdit, hakaret gibi suçları oluşturabilir. Ancak bu eylemler, belirli bir zaman dilimine yayılarak, bir baskı ve kontrol mekanizması kurma amacıyla sistematik bir şekilde tekrarlandığında, eziyet suçunu (TCK m. 96) oluşturur. Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin 2014/1003 K. sayılı kararında tam olarak bu durum ele alınmıştır. Kararda, sanıkların 'kaldıkları kurumun tüzük ve yönetmeliklerinin dışında hareket ederek' diğer mahkumlara baskı kurmaları, sabah çorbalarını almalarını engellemeleri, kahvaltılıkları yemelerine izin vermemeleri, belirli davranışları (eli belde gezme, tesbih çekme vb.) yasaklamaları, sözlü ve fiili şiddet uygulamaları, bir mağduru soyup hortumla yıkamaları ve defalarca dövmeleri gibi eylemler bir bütün olarak değerlendirilmiştir. Yargıtay, bu eylemlerin münferit olaylar olmadığını, aksine 'süreklilik gösteren eylemler' olduğunu tespit etmiş ve bu eylemler bütününün eziyet suçunu oluşturduğuna karar vermiştir. Karar, cezaevi ortamında dahi olsa, kişilere yönelik sistematik ve aşağılayıcı muamelelerin eziyet suçu kapsamında cezalandırılması gerektiğini göstermektedir.