Bir işçilik alacağı davasında mahkeme, işçinin gerçek ücretinin bordroda gösterilenden yüksek olduğunu tespit ederek karar vermiş ve bu karar kesinleşmiştir. Aynı işçinin daha sonra SGK'ya karşı açtığı 'prime esas kazancın tespiti' davasında, ilk derece mahkemesi bu kesinleşmiş karara rağmen, ücretin yazılı delille ispatlanamadığı gerekçesiyle davayı reddedebilir mi? AYM'nin Ali Rıza Biber (B. No: 2019/38643) kararında 'gerekçeli karar hakkı' bu çelişkili durum karşısında nasıl bir rol oynamıştır?
Bir mahkemenin, aynı taraflar arasındaki bağlantılı bir uyuşmazlıkta daha önce kesinleşmiş bir mahkeme kararında tespit edilen bir vakıayı (gerçek ücret gibi) görmezden gelerek veya bu kararı hiç tartışmadan, aksi yönde karar vermesi, Anayasa'nın 36. maddesiyle korunan adil yargılanma hakkı kapsamındaki 'gerekçeli karar hakkı'nın ihlalini oluşturur. AYM'nin Ali Rıza Biber (B. No: 2019/38643, 25/10/2023) kararında tam olarak bu durum ele alınmıştır. AYM, başvurucunun, işçilik alacağı davasında kesinleşen ve gerçek ücretini tespit eden mahkeme kararını, prime esas kazancın tespiti davasında delil olarak sunduğunu, ancak derece mahkemelerinin bu esash delili gerekçelerinde hiç tartışmadan ve neden dikkate almadıklarını açıklamadan davayı reddettiklerini saptamıştır. Mahkemeler, önceki kararla bağlı olmasalar bile (farklı dava türleri ve ispat kuralları nedeniyle), bu karardan neden ayrıldıklarını, o karardaki tespitleri neden kabul etmediklerini makul, ilgili ve yeterli bir gerekçeyle açıklamak zorundadırlar. Bu açıklama yapılmadığında, karar gerekçesiz kalmakta ve hukuki güvenlik ilkesi zedelenmektedir. AYM, bu durumu 'kararın sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddia ve itirazın karşılanmaması' olarak nitelendirmiş ve gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine hükmetmiştir.