Cinsel taciz suçunun 'aile içi ilişkinin sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle' işlenmesi (TCK m. 105/2-a), sadece kan veya evlilik bağı olan kişileri mi kapsar, yoksa aynı evde yaşayan ancak aralarında hukuki bir aile bağı olmayan kişileri (örneğin ev arkadaşları) de kapsar mı? 'Suçta ve cezada kanunilik' ilkesi çerçevesinde bu nitelikli halin kapsamını tartışınız.
'Suçta ve cezada kanunilik' ilkesi (Anayasa m. 38, TCK m. 2), suç ve cezaların kanunda açıkça tanımlanmasını ve kıyas yasağını gerektirir. TCK m. 105/2-a'daki 'aile içi ilişkinin sağladığı kolaylık' ifadesi, bu ilke çerçevesinde dar yorumlanmalıdır. 'Aile içi ilişki' kavramı, Medeni Kanun ve genel hukuk anlayışı çerçevesinde kan bağı (üstsoy, altsoy, kardeşler) ve kayın hısımlığı (eşin akrabaları) gibi evlilik birliğinden doğan ilişkileri kapsar. Yargıtay'ın da eşin kardeşi (14. CD, 2012/5695 K.) veya üvey çocuk (5. CD, 2011/5015 K.) gibi durumlarda bu nitelikli hali uygulaması, bu geniş ama hukuki bağa dayalı yorumu desteklemektedir. Kanun koyucunun amacı, bu ilişkiden doğan güven ortamının ve mağdurun savunmasızlığının kötüye kullanılmasını daha ağır cezalandırmaktır. Ancak bu kavramı, aralarında hukuki bir aile bağı olmayan ve sadece aynı evi paylaşan kişileri (ev arkadaşları, kiracı-ev sahibi vb.) kapsayacak şekilde genişletmek, kanunilik ilkesine aykırı bir kıyas yorumu olur. Eğer kanun koyucunun amacı bu olsaydı, 'aynı konutta birlikte yaşamanın sağladığı kolaylıktan faydalanmak' gibi daha geniş bir ifade kullanırdı. Dolayısıyla, aile içi ilişki, hukuken tanınan akrabalık ve hısımlık bağlarını ifade eder; fiili birliktelikleri kapsamaz.