Velayetin kaldırılması davasında, davalı ebeveyn ile çocuk arasında 'menfaat çatışması' bulunması halinde, mahkemenin usulen yapması gereken işlem nedir? Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2017/6883 E., 2018/788 K. sayılı kararında bu usuli eksiklik neden bozma sebebi sayılmıştır?
Velayetin kaldırılması davası, doğası gereği davalı ebeveyn ile çocuk arasında bir menfaat çatışması yaratır. Çünkü dava, ebeveynin velayet görevini yerine getiremediği veya kötüye kullandığı iddiasına dayanır. Bu durumda, çocuk savunmasız kalabilir ve hakları yeterince temsil edilemeyebilir. Türk Medeni Kanunu'nun 426. maddesi, 'yasal temsilcinin menfaatiyle küçüğün veya kısıtlının menfaati çatışıyorsa' bir temsil kayyımı atanmasını öngörür. Ayrıca, Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi de çocuğun davalarda uygun şekilde temsilini güvence altına alır. Bu nedenle, velayetin kaldırılması davasında mahkemenin yapması gereken ilk usuli işlemlerden biri, bu menfaat çatışmasını tespit ederek, çocuğu davada temsil etmek üzere bir kayyım atanması için yetkili vesayet makamına (Sulh Hukuk Mahkemesi) ihbarda bulunmaktır. Atanan kayyım, çocuğun üstün yararını gözeterek davayı takip eder, delil sunar ve beyanda bulunur. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2018/788 K. sayılı kararında, çocuğa bir kayyım atanmadan yargılamaya devam edilip hüküm kurulması, çocuğun savunma hakkının ve adil yargılanma hakkının ihlali olarak görülmüş ve bu usuli eksiklik tek başına bir bozma sebebi sayılmıştır. Kayyım atanmadan verilen karar, çocuğun hakları gözetilmeden verildiği için hukuken sakattır.