HMK Madde 259/2'ye göre mahkeme, gerçeğin ortaya çıkması için gerekliyse, tanığın olayın gerçekleştiği veya şeyin bulunduğu yerde dinlenilmesine karar verebilir. Bu hükmün uygulanma koşulları nelerdir ve özellikle hangi tür davalarda bu yola başvurulması yargılamanın sıhhati açısından kritik önem taşır? Yargıtay 8. Hukuk Dairesi'nin 2017/2996 K. sayılı kararındaki yaklaşımı açıklayınız.
HMK Madde 259/2'nin uygulanma koşulu, 'gerçeğin ortaya çıkmasının' bunu 'gerekli' kılmasıdır. Bu, hakime takdir yetkisi tanıyan ancak keyfiliğe izin vermeyen bir düzenlemedir. Hakim, tanığın salt beyanının yeterli olmayacağı, tanığın anlatımlarının olay yerindeki somut bulgularla (sınırlar, yapılar, izler vb.) karşılaştırılarak doğruluğunun denetlenmesi gerektiği kanaatine vardığında bu yola başvurmalıdır. Bu usul, özellikle taşınmazlara ilişkin davalarda kritik önem taşır. Zilyetlik, el atmanın önlenmesi, kadastro tespiti, sınır uyuşmazlığı ve muhdesatın tespiti gibi davalarda, tanıkların soyut beyanları yerine, dava konusu taşınmaz başında dinlenerek, gösterdikleri yerlerin, sınırların, yapıların keşif ve bilirkişi incelemesiyle birlikte değerlendirilmesi maddi gerçeğe ulaşmada en sağlıklı yoldur. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi'nin 2017/2996 K. sayılı kararında, zilyetliğe dayalı el atmanın önlenmesi davasında tanıkların duruşma salonunda dinlenmesini 'doğru olmamıştır' diyerek bozma sebebi sayması, bu tür davalarda tanıkların taşınmaz başında dinlenmesinin adeta bir kural olduğunu göstermektedir. Çünkü tanıkların beyanlarının somut ve denetlenebilir olması ancak bu yolla mümkündür.