HMK Madde 259/4, mahkemenin yargı çevresi dışında bulunan bir tanığın 'istinabe' yoluyla dinlenmesine olanak tanımaktadır. Bu durum, delillerin doğrudanlığı ilkesinin bir istisnasıdır. İstinabe yoluyla tanık dinlenirken, tarafların haklarının korunması ve adil yargılanmanın sağlanması için kanunda ne gibi usuli güvenceler öngörülmüştür? Yargıtay 16. Hukuk Dairesi'nin 2018/171 K. sayılı kararında vurgulanan eksiklikler bu güvencelerle nasıl ilişkilidir?
Delillerin doğrudanlığı ilkesi, kural olarak hükmü verecek olan hakimin delilleri (özellikle tanığı) bizzat ve aracısız olarak dinlemesini gerektirir. HMK Madde 259/4'te düzenlenen istinabe (adli yardım) yoluyla tanık dinleme, bu ilkenin coğrafi zorunluluklardan kaynaklanan bir istisnasıdır. Kanun, bu istisna uygulanırken tarafların haklarını ve adil yargılanmayı korumak için bazı usuli güvenceler öngörmüştür: 1) İstinabe kararını, davaya bakan asıl mahkeme verir. 2) Tanığın hangi hususlardan dolayı dinleneceğini (sorulacak soruların çerçevesini) davaya bakan hakim belirler. Bu, sorgunun dava konusuyla sınırlı kalmasını ve ilgisiz alanlara kaymamasını sağlar. 3) En önemlisi, 'talepleri hâlinde taraflara tebliğ edilir' hükmü gereği, tanığın nerede, hangi gün ve saatte dinleneceği taraflara bildirilir. Bu bildirim, tarafların veya vekillerinin istinabe duruşmasında hazır bulunarak tanığa doğrudan soru sorma, beyanlarına itiraz etme ve delilleri tartışma hakkını (çelişmeli yargılama ilkesi) kullanmalarına olanak tanır. Yargıtay 16. Hukuk Dairesi'nin 2018/171 K. sayılı kararında, taraf tanıklarının davetiye ile çağrılmamasını ve beyanlar arasındaki çelişkilerin giderilmemesini bozma sebebi sayması, tam olarak bu usuli güvencelerin yerine getirilmemesiyle ilgilidir. Tarafların yokluğunda yapılan bir tanık dinlemesi, savunma ve iddia haklarını kısıtlayarak adil yargılanma hakkını ihlal eder.