Bir ceza davasında, sanığın mahkumiyetine dayanak yapılan tek delil, bir tanığın soruşturma aşamasında kollukta verdiği ifadedir. Tanık, kovuşturma aşamasında bu ifadesini değiştirmiş veya duruşmaya hiç gelmemiştir. Bu durumda, sadece soruşturma aşamasındaki kolluk ifadesine dayanılarak mahkumiyet hükmü kurulması, CMK'nın hangi temel ilkelerine aykırılık teşkil eder? (Konuyu HMK m. 259 ve 'silahların eşitliği' metinlerindeki 'doğrudanlık' ve 'çelişmeli yargılama' ilkeleriyle ilişkilendirerek cevaplayınız.)

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #80827

Bu durum, ceza muhakemesinin temel ilkelerinden olan 'delillerin doğrudan doğruyalığı' ve 'çelişmeli yargılama' ilkelerine aykırılık teşkil eder. 1) Delillerin Doğrudan Doğruyalığı (Doğrudanlık) İlkesi: Bu ilke, hükmü verecek olan mahkemenin, delillerle arada başka bir vasıta olmadan doğrudan temas kurmasını gerektirir. Tanığın bizzat duruşmada dinlenmesi bu ilkenin gereğidir. Sadece kollukta alınmış bir ifade tutanağına dayanmak, delille doğrudan teması engeller. 2) Çelişmeli Yargılama ve Silahların Eşitliği İlkesi: Bu ilkeler, taraflara (özellikle savunmaya) aleyhlerindeki delilleri sorgulama, onlarla tartışma ve karşı delil sunma imkanı tanınmasını gerektirir. Sanık ve müdafiinin, duruşmada dinlenmeyen bir tanığın kolluk ifadesinin güvenilirliğini, tutarlılığını sorgulama ve tanığa doğrudan soru sorma imkanı ortadan kalkar. Bu durum, savunma hakkını kısıtlar ve silahların eşitliği ilkesini bozar. Yargıtay ve AİHM, istisnai durumlar (tanığın ölmesi, ulaşılamaması vb.) dışında, tek veya belirleyici delilin duruşmada sorgulanamayan bir tanık ifadesi olmasına dayalı mahkumiyet kararlarını adil yargılanma hakkının ihlali olarak görmektedir.