Ceza Muhakemesi Kanunu m. 206/2, 'Delil ile ispat edilmek istenilen olayın karara etkisi yoksa' delil talebinin reddedilebileceğini düzenlemektedir. 'Silahların eşitliği' ilkesi açısından, bir delilin 'karara etkisinin olup olmadığı'nı kim, hangi aşamada ve hangi kriterlere göre belirlemelidir? Mahkemenin bu konudaki takdir yetkisinin keyfiliğe dönüşmemesi için AYM içtihatlarının aradığı temel güvence nedir?
Delilin karara etkisinin olup olmadığını belirleme yetkisi, yargılamayı yürüten mahkemeye aittir. Bu değerlendirme, delil talebinin yapıldığı her aşamada yapılabilir. Ancak bu takdir yetkisi, 'silahların eşitliği' ve 'gerekçeli karar hakkı' ile sınırlıdır. Kriterler şunlardır: 1) İlgililik: Delil, davanın konusu olan maddi vakıayla ilgili olmalıdır. 2) Esaslılık: Delil, suçun sübutu, vasfı, cezanın tespiti gibi davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte olmalıdır. Özellikle sanığın cezasının azalmasına veya beraatine yol açabilecek deliller 'esaslı' kabul edilir. AYM içtihatlarının aradığı temel güvence, mahkemenin bu takdir yetkisini kullanırken verdiği kararı 'ilgili ve yeterli bir gerekçe' ile açıklamasıdır. Mahkeme, bir delil talebini reddederken, neden o delilin karara etkisinin olmadığını, davanın mevcut delil durumu ve ispatlanmak istenen olguyla bağlantısını kurarak somut bir şekilde gerekçelendirmelidir. 'Mevcut delil durumu yeterlidir' veya 'dosyaya yenilik katmayacaktır' gibi soyut ve basmakalıp gerekçeler, AYM tarafından hak ihlali olarak kabul edilmektedir.