HMK m. 199'da tanımlanan 'belge' kavramı ile 6100 sayılı HMK öncesi dönemdeki yazılı delil sistemi arasındaki temel felsefi fark nedir? HMK m. 199 gerekçesinde 'senedin tanımlanmasından özel olarak kaçınılmıştır' ifadesi ne anlama gelmektedir ve bu durumun delil hukukunun gelişimine etkisi ne olmuştur?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #80538

Temel felsefi fark, delil sisteminin katı şekilcilikten, maddi gerçeğe ulaşmayı önceliklendiren esnek bir yapıya evrilmesidir. HMK öncesi dönem, büyük ölçüde 1086 sayılı HUMK'un 'senet' (yazılı ve imzalı belge) odaklı katı delil sistemine dayanıyordu. HMK m. 199 ise, 'belge'yi bir üst kavram olarak tanımlayarak, teknolojik ve toplumsal gelişmelere paralel olarak ortaya çıkan her türlü 'bilgi taşıyıcısını' delil sistemine dahil etmiştir. Gerekçedeki 'senedin tanımlanmasından özel olarak kaçınılmıştır' ifadesi, kanun koyucunun delil türlerini sınırlayıcı bir tanım yaparak gelecekteki teknolojik gelişmeleri (örneğin biyometrik veriler, blockchain kayıtları vb.) dışarıda bırakmak istemediğini gösterir. Senet, 'belge' kavramının altında yer alan ve genellikle 'kesin delil' niteliği taşıyan özel bir tür olarak varlığını sürdürmektedir. Bu yaklaşım, delil hukukunun dinamik kalmasını, yeni delil türlerine açık olmasını ve böylece mahkemelerin maddi gerçeğe ulaşma imkanlarının artmasını sağlamıştır.