Anayasa Mahkemesi'nin 04.12.2013 tarihli, 2012/1272 sayılı kararında, tutukluluk gerekçelerinin kişiselleştirilmesi zorunluluğu hangi ilkeye dayandırılmıştır? Bir sanığın tutukluluğunun devamına karar verilirken, 'dosya kapsamı ve mevcut delil durumu' gibi genel ifadelerin kullanılması neden yetersiz görülmektedir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #80379

Tutukluluk gerekçelerinin kişiselleştirilmesi zorunluluğu, Anayasa m. 38'de düzenlenen 'suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kimse suçlu sayılamaz' (masumiyet/suçsuzluk karinesi) ve ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkelerine dayandırılmıştır. Anayasa Mahkemesi, bu kararında, 'dosya kapsamı' veya 'mevcut delil durumu' gibi genel ve soyut ifadelerin, her sanığın durumunun ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiği kuralını ihlal ettiğini belirtmiştir. Bu tür ifadeler, sanığın kişisel durumuna (kaçma riski, delil karartma tehlikesi vb.) ilişkin somut olguları ortaya koymaktan uzaktır. Mahkeme, her bir sanık için tutuklama nedenlerinin neden var olduğunu, neden adli kontrolün yetersiz kalacağını o sanığa özgü delil ve olgularla ilişkilendirerek açıklamak zorundadır. Aksi takdirde, genelleme yapılarak verilen kararlar, masumiyet karinesini zedeler ve kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına (Anayasa m. 19) yönelik keyfi bir müdahale oluşturur.