Katılanın, sanığa verdiği imzalı boş senedin anlaşmaya aykırı doldurulduğu iddiasıyla açılan bir ceza davasında, sanık hakkında beraat kararı verilmiştir. Hukuk mahkemesinde açılan menfi tespit davasında ise, aynı iddia tanık beyanlarıyla ispatlanamadığı için davanın reddine karar verilmiştir. Ceza mahkemesi ile hukuk mahkemesi kararları arasındaki bu çelişkinin temel nedeni nedir? Hangi mahkemenin ispat kuralları bu tür bir uyuşmazlık için daha uygun görünmektedir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #80349

İki mahkeme kararındaki çelişkinin temel nedeni, her iki yargı kolunun tabi olduğu farklı 'ispat kuralları'dır. Ceza muhakemesinde 'delillerin serbestçe değerlendirilmesi' ilkesi geçerlidir (CMK m. 217). Hakim, kanuna aykırı olmamak kaydıyla her türlü delili (tanık beyanı, belge, bilirkişi raporu vb.) vicdani kanaatine göre serbestçe takdir eder. Hukuk muhakemesinde ise, özellikle senede (yazılı delile) karşı ileri sürülen iddialarda 'sınırlı delil' sistemi ve 'yazılı delille ispat' zorunluluğu esastır (HMK m. 201). Bir senedin anlaşmaya aykırı doldurulduğu iddiası, HMK'daki istisnalar dışında tanıkla ispat edilemez, yine yazılı bir delil (örneğin bir teminat sözleşmesi) gerektirir. Ceza Genel Kurulu'nun 2020/354 sayılı kararında da belirtildiği gibi, açığa imzanın kötüye kullanılması (TCK m. 209/1) suçunun sübutunu araştıran ceza mahkemesinin de, hukuki güvenlik ve çelişkili kararları önlemek adına, hukuk usulündeki 'yazılı delille ispat' kuralına uyması gerekir. Bu nedenle, uyuşmazlığın temeli bir hukuki işleme (senet) dayandığı için, hukuk mahkemesinin uyguladığı ve ticari hayatta istikrarı sağlayan 'yazılı delille ispat' kuralı daha uygun görünmektedir. Ceza mahkemesinin sadece tanık beyanlarına dayanarak mahkumiyet kararı vermesi, Yargıtay tarafından bozulmaktadır.