Bir kişinin, hukuki bir alacağı tahsil etmek amacıyla, borçlusuna ait bir malı hırsızlık (TCK m. 144) veya dolandırıcılık (TCK m. 159) yoluyla alması ile aynı amaçla cebir veya tehdit kullanarak alması (TCK m. 150/1) arasındaki temel yasal yaptırım farkı nedir? Kanun koyucunun bu farklılığı neden benimsediği söylenebilir?
Temel yasal yaptırım farkı şudur: Hukuki alacağın tahsili amacıyla hırsızlık (TCK m. 144) ve dolandırıcılık (TCK m. 159) işlendiğinde, fiil yine hırsızlık veya dolandırıcılık olarak kabul edilir, ancak faile verilecek cezada kanunda belirtilen oranlarda 'indirim' yapılır. Yani suçun niteliği değişmez, sadece cezası azalır. Buna karşılık, aynı amaçla cebir veya tehdit kullanıldığında (TCK m. 150/1), fiil artık daha ağır bir suç olan 'yağma' olarak nitelendirilmez; bunun yerine eylem, daha az cezayı gerektiren bağımsız suçlar olan 'tehdit' veya 'kasten yaralama' suçlarına dönüşür. Yani burada suçun vasfı değişir. Kanun koyucunun bu farklılığı benimsemesinin nedeni, yağma suçunun koruduğu hukuki değerin (sadece malvarlığı değil, aynı zamanda kişi özgürlüğü ve vücut dokunulmazlığı) ve içerdiği cebir/tehdit unsurunun ağırlığıdır. Kanun koyucu, hukuki bir alacak dahi olsa, kişinin vücut bütünlüğüne veya özgürlüğüne yönelik cebir ve tehdit kullanılmasını o kadar tehlikeli görmüştür ki, bu fiili yağma suçunun kapsamından tamamen çıkarıp, temelini oluşturan daha az cezalı suçlara (tehdit, yaralama) yönlendirmeyi tercih etmiştir. Hırsızlık ve dolandırıcılıkta ise kişi özgürlüğüne ve vücut bütünlüğüne yönelik bir saldırı olmadığından, sadece ceza indirimiyle yetinilmiştir.