Yargılama boyunca örgütle bağlantısını reddetmiş ancak örgüt üyeliğinden mahkum olmuş bir hükümlünün, açık cezaevine ayrılabilmek için 'örgütten ayrıldığına dair' dilekçe vermeye zorlanması, Anayasa'nın 38/5. maddesindeki 'hiç kimse kendisini suçlayan bir beyanda bulunmaya zorlanamaz' ilkesiyle nasıl bir ilişki içindedir?
Bu durum, Anayasa m. 38/5'teki 'nemo tenetur seipsum accusare' (kendini suçlamama) ilkesinin ihlali olarak değerlendirilebilir. Hükümlü, yargılama boyunca bir örgüte üye olmadığını savunmuş ve bu savunmasına rağmen mahkum olmuştur. İnfaz aşamasında, kendisinden 'örgütten ayrıldığına dair' bir beyan talep etmek, dolaylı yoldan geçmişte o örgüte üye olduğunu kabul etmeye zorlamak anlamına gelir. Bu, kişinin mahkumiyetine esas olan ve kendisinin reddettiği bir fiili, bir haktan (açık cezaevine ayrılma) yararlanabilmek için ikrar etmesi demektir. Anayasa m. 38/5, sadece soruşturma ve kovuşturma aşamalarıyla sınırlı olmayıp, kişinin onurunu ve irade özgürlüğünü koruyan daha geniş bir ilkedir. İdare ve gözlem kurulunun, hükümlünün örgütten ayrılıp ayrılmadığını, dilekçeye dayalı bir ikrar yerine, infaz sürecindeki objektif tutum ve davranışlarına (disiplin durumu, katıldığı programlar, dış dünya ile ilişkileri vb.) bakarak, Gözlem ve Sınıflandırma Merkezleri Yönetmeliği çerçevesinde re'sen değerlendirmesi gerekir. Beyan zorunluluğu, hem anayasal ilkeyle çelişir hem de metinde belirtildiği gibi Açık Ceza İnfaz Kurumlarına Ayrılma Yönetmeliği m. 10/7'deki re'sen işlem tesis etme yetkisiyle bağdaşmaz.