Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 18.10.2016 tarihli kararı uyarınca, aleyhe bozma sonrası ilk derece mahkemesi beraat kararında direnmeye karar verse dahi sanığın beyanının alınması zorunluluğunun hukuki temeli nedir? Bu durum, mahkemenin 'bozmadan sonra serbestlik' kuralını nasıl etkiler?
Bu zorunluluğun hukuki temeli, Anayasa m. 36 ve İHAS m. 6'da güvence altına alınan 'savunma hakkı'dır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu (YCGK), aleyhe bozma kararının sanığın hukuki durumunu ağırlaştırma potansiyeli taşıdığını kabul etmektedir. İlk derece mahkemesi direnme kararı verse bile, dosyanın gideceği YCGK, bozma kararını isabetli bulup direnme kararını bozabilir. Bu durumda, CMK m. 307/4 uyarınca YCGK kararına uyulması zorunlu olduğundan, sanık aleyhine bir sonuç doğacaktır. Eğer sanığın beyanı en başta alınmazsa, savunma hakkı kısıtlanmış olur. Bu nedenle YCGK, beraat hükmünde direnilse dahi, sanığa aleyhindeki bozma gerekçelerine karşı beyanda bulunma ve savunma yapma imkanı tanınmasını emredici bir kural olarak görmektedir (YCGK, 18.10.2016, 2016/12-671 E., 2016/361 K.). Bu durum, 'bozmadan sonra serbestlik' kuralını ortadan kaldırmaz; ancak bu serbestliğin kullanılmasından önce, sanığın savunma hakkının güvence altına alınması şeklinde usuli bir ön şart getirir. Mahkeme, sanığı dinledikten sonra yine de direnme kararı vermekte serbesttir.