5237 sayılı TCK m. 314 kapsamında 'terör örgütüne üye olma' suçunun yargı kararlarıyla genişletici yoruma tabi tutulması, 'suçta ve cezada kanunilik' ilkesi açısından ne gibi sorunlar doğurmaktadır? Anayasa Mahkemesi'nin 'Bilal Celalettin Şaşmaz Kararı' bu soruna nasıl bir çözüm getirmektedir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #80282

TCK m. 314'ün geniş yorumlanması, Anayasa m. 38 ve İHAS m. 7'de güvence altına alınan 'suçta ve cezada kanunilik' ilkesini ihlal etme potansiyeli taşır. Bu ilke, suç teşkil eden fiillerin kanunda açık, anlaşılır ve öngörülebilir bir şekilde tanımlanmasını gerektirir. Yargı kararlarıyla, örgütün terör örgütü olduğu bilinmeden önce gerçekleştirilen ve o dönemde yasal olan sendika üyeliği, bankacılık işlemi gibi faaliyetlerin suç delili sayılması, kanunilik ilkesinin 'öngörülebilirlik' unsurunu zedeler. Anayasa Mahkemesi, 18.10.2022 tarihli 'Bilal Celalettin Şaşmaz Kararı'nda tam da bu soruna işaret etmiştir. AYM, başvurucunun yasal zeminde faaliyet gösteren bir yapı zannıyla kurduğu ilişkilerin (örneğin Aktif Eğitim-Sen üyeliği) örgüt üyeliği suçuna delil olarak kullanılmasının, suçun öngörülemez biçimde genişletici yorumlanması anlamına geldiğini ve bu durumun 'kanunilik' ilkesini ihlal ettiğini belirtmiştir. Karar, kişinin eylemlerinin cezai sorumluluk doğuracağını makul olarak öngöremediği durumlarda cezalandırılamayacağını vurgulaması açısından önemlidir.