Anayasa Mahkemesi'nin 04.12.2013 tarihli kararında, aynı davada yargılanan bazı sanıkların kaçma veya delil karartma girişiminde bulunmasının, diğer sanıkların tutukluluğunun devamı için bir 'karine' olarak değerlendirilemeyeceği belirtilmiştir. Bu yaklaşımın temelindeki Anayasal ilke nedir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #80128

Bu yaklaşımın temelinde, Anayasa m.38'de düzenlenen 'suç ve cezaların şahsiliği' ilkesi ile bunun bir uzantısı olan masumiyet/suçsuzluk karinesi yatmaktadır. Suç ve cezaların şahsiliği ilkesi, bir kimsenin başka birinin fiilinden dolayı sorumlu tutulamayacağını ifade eder. Tutuklama bir ceza olmasa da, kişi hürriyetini kısıtlayan en ağır tedbir olduğu için bu ilkenin ruhu burada da geçerlidir. AYM'nin belirttiği gibi, aynı davada yargılanan bazı sanıkların durumundan hareketle genelleme yaparak diğer sanıkların da aynı davranışta bulunabileceğini varsaymak, tutukluluk gerekçelerinin 'somutlaştırılması' ve 'kişiselleştirilmesi' zorunluluğunu ihlal eder. Her sanığın durumu, kendi özelindeki somut delillere göre ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Bir sanığın kaçması, diğer sanığın da kaçacağı anlamına gelmez. Aksi bir kabul, kişileri kendi eylemleriyle ilgisi olmayan nedenlerle özgürlüklerinden mahrum bırakma sonucunu doğurur ki bu da masumiyet karinesini ve adil yargılanma hakkını zedeler.