Bir mahkeme kararının kesinleşme şerhinde belirtilen tarih ile fiili kesinleşme tarihi arasında bir fark olması durumunda, özellikle idari para cezaları gibi süreli yükümlülüklerde hangi tarih esas alınmalıdır? Yargıtay'ın bu konudaki yaklaşımı nasıldır?
HMK m.302/4, kesinleşme şerhinin 'ilamın altına veya arkasına yazılıp, tarih ve mahkeme mührü konmak ve başkan veya hâkim tarafından imzalanmak suretiyle' belirtileceğini düzenler. Bu, kesinleşmenin resmi olarak tespit edildiği işlemdir. Metinde yer alan Yargıtay 19. Ceza Dairesi'nin 2017/4790 sayılı kararına göre, bu gibi durumlarda, hakimin imzasıyla bu hususun tespit edildiği 'kesinleştirme şerhi tarihi' esas alınmalıdır. Söz konusu kararda, bir asliye hukuk mahkemesi kararının temyiz süreleri dikkate alındığında fiilen 24/08/2015'te kesinleştiği, ancak hakim tarafından kesinleşme şerhinin 18/09/2015'te imzalandığı belirtilmiştir. Nüfus müdürlüğüne bildirim yükümlülüğü için aranan 10 günlük sürenin başlangıcı olarak, hakimin imzasıyla işlemin tamamlandığı 18/09/2015 tarihi kabul edilmiş ve bu tarihte bildirim yapıldığı için kabahatlinin sorumlu olmadığına karar verilmiştir. Dolayısıyla, resmi işlemler ve sürelere uyum açısından, kesinleşmenin mahkemece resmi olarak belgelendiği şerh tarihi belirleyicidir.