AYM'nin Bilal Celalettin Şaşmaz Kararı'na göre, kişilerin yasal zeminde faaliyet gösteren bir sivil toplum örgütü olduğu düşüncesiyle kurduğu sosyal ilişkiler, ceza hukuku açısından nasıl bir koruma altındadır ve bu ilişkilerin delil olarak kullanılması hangi Anayasal haklar üzerinde caydırıcı etki yaratır?
AYM, Bilal Celalettin Şaşmaz Kararı'nda, kişilerin muhatabının yasal zeminde faaliyet gösteren bir sivil toplum örgütü olduğu düşüncesi ile hareket ederek kurduğu ve sosyal hayatının bir parçası olan ilişkilerin, Anayasa'nın 20. maddesi ile güvence altına alınan 'özel yaşama saygı hakkı' kavramı içinde olduğunu belirtmiştir. Bu tür ilişkiler, kişinin dış dünya ile kurduğu temel sosyal bağlardır ve Anayasal koruma altındadır. Bu yasal ve sosyal faaliyetlerin, kişinin örgütün illegal yönünü bildiğine dair başkaca somut deliller olmaksızın, ağır cezai yaptırımlara (terör örgütü üyeliği gibi) delil olarak kullanılması, AYM'ye göre bu haklar üzerinde haksız bir 'caydırıcı etki' (chilling effect) doğurur. Çünkü bu durum, bireylerin gelecekte sendikalara üye olma, derneklere katılma, bankacılık işlemleri yapma gibi en temel sosyal ve yasal faaliyetlerde bulunmaktan çekinmelerine neden olabilir. Bu caydırıcı etki, sadece başvurucunun değil, toplumdaki diğer bireylerin de gelecekte temel hak ve özgürlüklerini kullanmaları üzerinde bir baskı oluşturur ve bu nedenle Anayasal hakların özünü zedeler.