Örgütlü suçtan hükümlü bir kişinin açık ceza infaz kurumuna ayrılabilmesi için 'örgütten ayrıldığının' idare ve gözlem kurulu tarafından tespit edilmesi gerekmektedir (Açık Ceza İnfaz Kurumlarına Ayrılma Yönetmeliği m.6/2-ç). Yargılama boyunca örgüt üyeliğini reddetmiş bir hükümlünün, bu tespitten yararlanabilmesi için 'örgütten ayrıldığına' dair beyanda bulunmaya zorlanması hangi Anayasal ilke ile çelişir?
Yargılama boyunca örgüt üyeliğini reddetmiş bir hükümlünün, açık ceza infaz kurumuna ayrılma hakkından yararlanabilmesi için 'örgütten ayrıldığına' dair bir beyanda bulunmaya zorlanması, Anayasa'nın 38. maddesinin 5. fıkrasında güvence altına alınan 'kimsenin kendisini suçlayan bir beyanda bulunmaya zorlanamaması' (nemo tenetur se ipsum accusare) ilkesiyle çelişir. Her ne kadar ortada kesinleşmiş bir mahkumiyet hükmü olsa da, infaz aşamasında kişiden, yargılama boyunca reddettiği bir fiili (örgüt üyeliğini) dolaylı olarak ikrar etmesini sağlayacak bir beyanda bulunmasını şart koşmak, bu ilkenin özüne aykırıdır. Hükümlü, böyle bir beyanda bulunarak geçmişe dönük olarak suçluluğunu zımnen kabul etmeye zorlanmış olur. Metinde de belirtildiği gibi, önemli olan hükümlünün beyanı değil, ceza infaz sürecindeki tutum ve davranışlarının gözlemlenmesiyle, örgütle bağının bulunup bulunmadığına dair somut tespitlerin yapılmasıdır. İdare ve gözlem kurulunun, bu tespiti hükümlünün beyanına bağlı kalmaksızın re'sen yapması gerekir.