Tutuklama kararlarında sıklıkla kullanılan 'suçun vasıf ve mahiyeti' ve 'öngörülen ceza miktarının ağırlığı' gibi gerekçeler, İHAM ve Anayasa Mahkemesi içtihatlarına göre tek başına tutukluluğun devamı için yeterli midir? Bu gerekçelerin hukuki anlamda geçerli olabilmesi için hangi ek unsurlarla desteklenmesi gerekir?
Hayır, yeterli değildir. İHAM (örn: Mamedova-Rusya, Ilijkov-Bulgaristan kararları) ve Anayasa Mahkemesi (örn: Mehmet Haberal kararı) içtihatlarına göre, 'suçun vasıf ve mahiyeti', 'cezanın ağırlığı' veya 'suçun CMK m.100/3'teki katalog suçlardan olması' gibi gerekçeler, başlangıçta makul şüpheyi destekleyerek tutuklamayı haklı kılabilse de, zamanla tek başlarına tutukluluğun devamı için 'ilgili' ve 'yeterli' gerekçe olmaktan çıkarlar. Bu tür soyut ve basmakalıp ifadeler, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının (Anayasa m.19, İHAS m.5) ihlaline yol açar. Bu gerekçelerin hukuken geçerli olabilmesi için, her bir tutukluluğun devamı kararında, o anki duruma özgü somut olgularla desteklenmesi gerekir. Özellikle kaçma veya delilleri karartma tehlikesinin varlığını gösteren somut, kişiselleştirilmiş ve güncel gerekçeler sunulmalıdır. Örneğin, sanığın kaçma tehlikesi değerlendirilirken sadece cezanın ağırlığına değil; karakteri, aile bağları, malvarlığı, yurt dışı bağlantıları gibi somut unsurlara da bakılmalıdır (İHAM, Panchenko-Rusya kararı). Ayrıca, tutuklama yerine adli kontrol gibi daha hafif bir tedbirin neden yetersiz kalacağı da 'ölçülülük' ilkesi gereği açıklanmalıdır (İHAM, Jablonski-Polonya kararı).