Aleyhe bozma sonrası sanığın beyanının alınması zorunluluğu (CMK m.307/2) ile mahkemenin beyanları almadan 'uyma' kararı verebilmesi arasında nasıl bir çelişki bulunmaktadır? Metinde bu duruma yönelik eleştiri nedir?
Metinde, uygulamadaki bir çelişkiye ve bunun doğurduğu sakıncalara dikkat çekilmektedir. CMK m.307/2, aleyhe bozma sonrası verilecek kararın ilk karardan daha ağır olması durumunda sanığın mutlaka dinlenmesi gerektiğini emreder. Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararları (Örn: 18.10.2016 tarihli karar) bu zorunluluğun, mahkeme beraat hükmünde direnecek olsa bile geçerli olduğunu belirtir. Ancak uygulama, mahkemelerin sanık veya müdafiinin beyanını almadan ara karar niteliğinde 'bozma ilamına uyulmasına' karar verebildiğini göstermektedir. Çelişki ve sakınca burada ortaya çıkmaktadır: Mahkeme, sanığı dinlemeden esastan aleyhe olan bir bozmaya uyma kararı verdiğinde, Yargıtay CGK kararlarına göre bu uyma kararından geri dönemez. Bu durumda mahkemenin nihai kararı fiilen belli olmuş olur. Bundan sonra sanığın ifadesinin alınması, sadece usuli bir şekli yerine getirmekten ibaret kalır ve 'ihsas-ı rey' (görüşünü önceden belli etme) anlamına gelir. Metindeki eleştiri, bu durumun savunma hakkını özünden zedelediği, uyma kararının tüm beyanlar alındıktan sonra verilmesi veya uyma/direnme usulünün tamamen terk edilmesi gerektiği yönündedir.