Güvenlik soruşturması iptal davasında, davalı idare mahkemeye sunduğu savunma dilekçesinde, soruşturmanın olumsuz olma sebebini hiç belirtmemiş, sadece işlemin hukuka uygun olduğunu iddia etmekle yetinmiştir. Bu durumda mahkemenin, İYUK m. 16/2 ('Savunma dilekçesinin verilmesiyle...' dosyanın tekemmül edeceği) ve m. 20 (re'sen araştırma ilkesi) uyarınca, idarenin gerekçesini bildirmesini beklemeden davayı karara bağlaması usulen mümkün müdür? İdarenin bu tutumunun, 'idari işlemin sebep unsuru'nun denetimi ve 'gerekçeli karar hakkı' açısından doğuracağı sonuçları tartışınız.
İdarenin, savunma dilekçesinde işlemin dayanağı olan somut sebebi (güvenlik soruşturmasının olumsuzluk nedenini) hiç belirtmemesi, sadece işlemin hukuka uygun olduğunu soyut olarak iddia etmesi, idari yargılama usulünün temel ilkelerine aykırıdır. Bu durumda mahkemenin, dosyayı tekemmül etmiş sayarak davayı karara bağlaması usulen doğru değildir. İdari işlemin en temel unsurlarından biri 'sebep' unsurudur. İptal davası, idari işlemin yetki, şekil, sebep, konu ve amaç yönlerinden hukuka uygunluğunun denetlendiği bir dava türüdür. İdare, işleminin sebep unsurunu mahkemeye bildirmediği sürece, mahkemenin bu en önemli unsuru denetlemesi fiilen imkansız hale gelir. İdarenin bu tutumu karşısında mahkemenin izlemesi gereken yol şudur: İYUK m. 20'deki 're'sen araştırma ilkesi' gereğince mahkeme, idareden, işlemin dayanağı olan somut bilgi ve belgeleri (güvenlik soruşturması raporu vb.) sunmasını bir 'ara kararla' istemelidir. İdarenin, bu ara kararına rağmen gerekçesini bildirmemesi veya soyut cevaplar vermesi, 'ispat yükünün' idarede olduğu ilkesi gereğince, idarenin işleminin sebep unsurunun hukuka uygunluğunu ispatlayamadığı anlamına gelir. Bu durumda mahkeme, işlemin sebep unsuru yönünden hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle iptal kararı vermelidir. Mahkemenin, idarenin gerekçesini sunmadığı bir durumda, re'sen araştırma yapmadan veya yapılan araştırmadan bir sonuç çıkmadığı halde davayı reddetmesi, hem Anayasa'nın 125. maddesindeki 'idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır' ilkesini anlamsız kılar hem de davacının 'gerekçeli karar hakkı'nı (Anayasa m. 36) ihlal eder. Çünkü davacı, hangi somut sebeple elendiğini bilmeden ve buna karşı savunma yapamadan aleyhine bir karar verilmiş olur. Dolayısıyla, idarenin suskunluğu, davacı aleyhine değil, ispat yükünü yerine getiremediği için kendi aleyhine yorumlanmalıdır.