TTK m. 814, çekte hamilin cirantalara, düzenleyene ve diğer çek borçlularına karşı başvuru haklarının, ibraz süresinin bitiminden itibaren 'üç yıl' geçmekle zamanaşımına uğrayacağını düzenler. Bu 'üç yıllık' sürenin, 'hak düşürücü süre' değil de 'zamanaşımı süresi' olarak düzenlenmesinin usul hukuku açısından doğurduğu en önemli sonuç nedir? Zamanaşımına uğramış bir çeke dayalı olarak başlatılan kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takibe karşı borçlunun, bu durumu ileri sürmemesi halinde icra mahkemesi veya genel mahkeme bu durumu re'sen dikkate alabilir mi?
Bir sürenin 'hak düşürücü süre' veya 'zamanaşımı süresi' olarak düzenlenmesi arasında önemli usul hukuku farkları vardır. Hak düşürücü süre, hakkın kendisini ortadan kaldırır ve mahkeme tarafından yargılamanın her aşamasında re'sen (kendiliğinden) dikkate alınır. Zamanaşımı süresi ise hakkın kendisini değil, o hakkın 'dava edilebilme' veya 'talep edilebilme' niteliğini ortadan kaldırır ve borçluya bir 'defi' (savunma) hakkı tanır. TTK m. 814'teki üç yıllık sürenin 'zamanaşımı süresi' olarak düzenlenmesinin en önemli sonucu, bu sürenin mahkeme veya icra dairesi tarafından re'sen dikkate alınamamasıdır. Zamanaşımı, borçlunun ileri sürmesi gereken bir 'defi'dir. Dolayısıyla, zamanaşımına uğramış bir çeke dayalı olarak kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takip başlatılması halinde, borçlu bu takibe süresi içinde (ödeme emrinin tebliğinden itibaren 5 gün içinde) icra mahkemesine yapacağı bir şikayet veya itirazla 'zamanaşımı def'ini' açıkça ileri sürmek zorundadır. Eğer borçlu, yasal süresi içinde bu def'iyi ileri sürmezse, zamanaşımına uğramış olan borcu ödemeyi kabul etmiş sayılır ve takip kesinleşir. İcra mahkemesi, borçlu tarafından ileri sürülmedikçe, çekin zamanaşımına uğradığını kendiliğinden fark etse bile bunu dikkate alarak takibi durduramaz veya iptal edemez. Aynı şekilde, bu takibe itiraz üzerine açılacak bir itirazın iptali davasında da, davalı borçlu zamanaşımı def'ini açıkça ileri sürmedikçe, genel mahkeme bu durumu re'sen göz önüne alamaz. Bu, zamanaşımı ile hak düşürücü süre arasındaki en temel ve pratik farktır.