Anayasa Mahkemesi'nin, İHAM'ın Hasan ve Eylem Zengin/Türkiye ve Mansur Yalçın ve Diğerleri/Türkiye kararlarına atıfta bulunarak verdiği 2014/15345 başvuru numaralı kararında, zorunlu DKAB dersinden muafiyet için sadece Hristiyan ve Yahudi öğrencilere olanak tanınmasının, diğer inanç veya inançsızlık sahiplerini kapsamamasının 'çoğulculuk' ve 'tarafsızlık' ilkeleri açısından yarattığı sorunu nasıl analiz etmiştir? Muafiyet hakkının, kişileri dini inançlarını açıklamaya zorlayacak bir usule bağlanmasının, Sözleşme ve Anayasa açısından temel sakıncası nedir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #79578

AYM ve İHAM, DKAB dersinden muafiyetin sadece belirli dinlerin mensuplarına (Hristiyanlık ve Yahudilik) tanınmasını, devletin eğitimdeki 'tarafsızlık' ve 'çoğulculuk' yükümlülüklerine aykırı bulmuştur. Bu analizin temel noktaları şunlardır: 1) Tarafsızlık İlkesinin İhlali: Devlet, din ve vicdan özgürlüğü karşısında tarafsız bir konumda olmalıdır. Belirli dinlere ayrıcalık tanıyarak sadece onlara muafiyet hakkı sunması, diğer din, felsefi inanç (Alevilik gibi) veya inançsızlık (ateizm, agnostisizm gibi) sahipleri aleyhine bir ayrımcılık oluşturur ve devletin tarafsızlık ilkesini zedeler. 2) Çoğulculuk İlkesinin Göz Ardı Edilmesi: Demokratik bir toplum, farklı inanç ve düşüncelerin bir arada var olmasını gerektirir. Eğitim sisteminin, toplumdaki bu çoğulcu yapıyı yansıtması ve farklı inanç gruplarının hassasiyetlerini dikkate alması gerekir. Muafiyetin dar tutulması, çoğunluk dininin veya belirli azınlık dinlerinin dışındaki grupların varlığını ve haklarını görmezden gelmek anlamına gelir. Muafiyet hakkının, kişileri dini veya felsefi inançlarını (örneğin 'ben Aleviyim' veya 'ben ateistim') okul idaresine bildirmeye zorlayacak bir usule bağlanmasının temel sakıncası ise, hem Anayasa'nın 24. maddesindeki 'kimsenin... dini inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaması' hakkını, hem de AİHS'nin 9. maddesindeki din ve vicdan özgürlüğünün 'negatif' yönünü (inanmama veya inancını açıklamama özgürlüğü) ihlal etmesidir. Kişiyi, bir haktan yararlanabilmek için en mahrem alanı olan inanç dünyasını ifşa etmeye mecbur bırakmak, bu temel hakların özüne dokunan bir müdahaledir. İHAM'ın Hasan ve Eylem Zengin kararında belirttiği gibi, böyle bir usul, muafiyet hakkını 'vicdan özgürlüğüne saygı hususunda uygunsuz bir araca' dönüştürür. Devletin pozitif yükümlülüğü, kişileri bu tür bir ifşa külfeti altına sokmadan, beyana dayalı veya alternatif ders seçimi gibi, haklarını etkin bir şekilde kullanmalarını sağlayacak mekanizmalar oluşturmaktır.