Bir kamu görevlisi adayı, hakkında verilen Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) kararı nedeniyle güvenlik soruşturmasından elenmiştir. Anayasa Mahkemesi'nin 29 Mayıs 2019 tarihli ve 2014/15365 başvuru numaralı kararında, HAGB kararlarının güvenlik soruşturmalarında aleyhe kullanılamayacağı belirtilmiştir. Adayın açtığı iptal davasında idare, savunmasında Anayasa Mahkemesi kararının 'bireysel' nitelikte olduğunu ve sadece o başvuru için geçerli olduğunu, kanun hükmü (örneğin özel bir kanunda HAGB'nin engel sayılması) var olduğu sürece uygulamaya devam edeceğini ileri sürmektedir. Bu savunmanın hukuki geçerliliğini, Anayasa'nın 153. maddesinde düzenlenen Anayasa Mahkemesi kararlarının 'bağlayıcılığı' ilkesi açısından değerlendiriniz.
İdarenin bu savunması hukuken geçerli değildir ve Anayasa'nın 153. maddesinde düzenlenen Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı ilkesine açıkça aykırıdır. Anayasa m. 153, 'Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar' hükmünü amirdir. Bu bağlayıcılık, sadece norm denetimi kararları (iptal/ret) için değil, bireysel başvuru sonucunda verilen 'ihlal' kararları için de geçerlidir. Bir ihlal kararı, her ne kadar somut bir başvuru üzerine verilmiş olsa da, kararda ortaya konulan 'yorum' ve 'ilke', benzer durumdaki tüm uyuşmazlıklar için yol gösterici ve bağlayıcıdır. Anayasa Mahkemesi'nin 2014/15365 sayılı kararında, HAGB kararının hukuki niteliği, bir mahkumiyet olmaması ve kişinin masumiyet karinesinden yararlanmaya devam etmesi gerektiği ilkesel olarak ortaya konulmuştur. Bu karara dayanılarak güvenlik soruşturmasının olumsuz sonuçlandırılmasının 'özel hayata saygı hakkını' ihlal ettiği tespiti yapılmıştır. Bu tespit, sadece o başvurucu için değil, HAGB kararı nedeniyle benzer bir muameleye maruz kalan herkes için geçerli bir anayasal yorumdur. İdare, 'karar bireyseldir' diyerek bu anayasal yorumu görmezden gelemez. Bunu yapmak, Anayasa'nın üstünlüğü ve hukukun evrensel ilkelerini hiçe saymak anlamına gelir. İdare mahkemesi, önündeki davada idarenin bu savunmasını reddetmeli ve Anayasa Mahkemesi'nin bağlayıcı yorumu doğrultusunda, salt HAGB kararına dayalı olarak tesis edilen eleme işlemini hukuka aykırı bularak iptal etmelidir. Aksi takdirde, idare mahkemesinin kendisi de Anayasa'yı ihlal etmiş olur.