Güvenlik soruşturması iptal davasında, idare mahkemesi davalı idareden savunma istediğinde, idare genellikle soruşturmanın olumsuzluk nedenini içeren belgeleri 'hizmete özel' veya 'gizli' ibareli bir zarf içinde mahkemeye sunmaktadır. İYUK m. 20 (yazılılık ilkesi) ve Anayasa m. 36 (adil yargılanma hakkı) çerçevesinde, davacının bu belgelere erişememesi ve içeriğini bilmeden savunma yapmak zorunda kalması, 'silahların eşitliği' ve 'çelişmeli yargılama' ilkelerini nasıl etkiler? İdare mahkemesinin, davacının savunma hakkını ihlal etmeden bu gizli belgeleri yargılamada nasıl kullanması gerekir?
Güvenlik soruşturması iptal davalarında idarenin, olumsuzluk nedenini içeren belgeleri 'gizlilik' kaydıyla mahkemeye sunması, adil yargılanma hakkının temel ilkeleri olan 'silahların eşitliği' ve 'çelişmeli yargılama' açısından ciddi bir sorun teşkil etmektedir. Silahların eşitliği ilkesi, davanın taraflarından birinin diğerine göre bariz bir şekilde dezavantajlı bir konuma düşürülmemesini gerektirir. Çelişmeli yargılama ilkesi ise, tarafların dosyaya sunulan tüm delil ve mütalaalardan haberdar olma ve bunlara karşı beyanda bulunma hakkını ifade eder. Davacının, aleyhindeki temel delili (güvenlik soruşturması raporu) görmeden, içeriğini bilmeden savunma yapması, bu ilkelerin her ikisini de açıkça ihlal eder. Davacı, ne ile suçlandığını bilmeden soyut bir savunma yapmak zorunda kalır. Bu durum, İYUK'un temel prensiplerinden olan yazılılık ve re'sen araştırma ilkesiyle de tam olarak bağdaşmaz. İdare mahkemesinin bu durumda izlemesi gereken yol, davacının savunma hakkı ile devletin gizli kalması gereken bilgilere ilişkin menfaati arasında bir denge kurmaktır. Yargıtay ve Danıştay içtihatları ile AİHM kararları (örn. Göçer/Türkiye) ışığında mahkeme şu adımları atmalıdır: 1) Mahkeme, idareden gelen gizli belgeyi incelemelidir. 2) Belgenin içeriğindeki, devlet güvenliği veya istihbarat faaliyetlerinin sırrını ifşa etmeyecek, ancak davacının aleyhindeki somut iddiayı anlamasına yetecek kısımların özetlenerek veya anonimleştirilerek davacıya tebliğ edilmesini sağlamalıdır. 3) En azından, davacının hangi somut olgu veya iddia nedeniyle elendiği (örneğin '... tarihinde ... örgütüyle bağlantılı bir derneğe üye olduğu iddiası' gibi) kendisine bildirilmeli ve buna karşı delillerini ve beyanlarını sunması için süre verilmelidir. 4) Mahkeme, idarenin soyut 'istihbari bilgi' iddialarını tek başına yeterli görmemeli, bu bilgilerin doğruluğunu ve somut olgularla desteklenip desteklenmediğini ara kararlarla (Emniyet, Savcılık yazışmaları vb.) re'sen araştırmalıdır. Salt gizli bir belgeye dayanarak, davacının savunma hakkını kısıtlayarak davayı reddetmek, adil yargılanma hakkının özünü zedeleyen bir uygulama olacaktır.