Haksız ihtiyati hacizden kaynaklanan tazminat davasında (İİK m. 259), alacaklının sorumluluğunun 'kusursuz sorumluluk' olarak nitelendirilmesinin teorik temeli nedir? Bu sorumluluk türünün, TBK'da düzenlenen diğer kusursuz sorumluluk hallerinden (örn. tehlike sorumluluğu, hakkaniyet sorumluluğu) farkını ve Yargıtay'ın bu davalarda 'uygun nedensellik (illiyet) bağı'nı nasıl değerlendirdiğini açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #79542

Haksız ihtiyati hacizden doğan tazminat davasında alacaklının sorumluluğu, doktrin ve Yargıtay tarafından 'kusursuz sorumluluk' olarak kabul edilmektedir. Bu nitelendirmenin teorik temeli, 'fedakarlığın denkleştirilmesi' ilkesidir. Buna göre, hukuka uygun bir yetkinin (ihtiyati haciz talep etme hakkı) kullanılmasıyla, bir başkasının (borçlu veya üçüncü kişi) malvarlığında bir zarar meydana gelmektedir. Hukuk düzeni, alacaklının menfaatini korumak için bu geçici müdahalesine izin verirken, bu müdahalenin haksız çıkması durumunda ortaya çıkan zararın, bu yetkiyi kendi riski altında kullanan alacaklı tarafından karşılanması gerektiğini kabul eder. Alacaklının kusurlu olup olmaması (iyi niyetli olması, alacağının varlığına inanması vb.) sorumluluk için bir şart değildir. Bu sorumluluk türü, TBK'daki diğer kusursuz sorumluluk hallerinden ayrılır. 'Tehlike sorumluluğu' (TBK m. 71) gibi, tehlikeli bir işletme veya faaliyetin yürütülmesine değil, yargısal bir yetkinin kullanımına dayanır. 'Hakkaniyet sorumluluğu'ndan (TBK m. 65) farklı olarak, failin mali durumuna veya hakkaniyete göre belirlenen bir sorumluluk değil, zararın tam olarak tazminini amaçlayan objektif bir sorumluluktur. Yargıtay, bu davalarda tazminata hükmedebilmek için diğer sorumluluk şartlarının, özellikle de 'uygun nedensellik (illiyet) bağı'nın varlığını titizlikle aramaktadır. Zararın, haksız ihtiyati haciz eyleminin bir sonucu olması ve hayatın olağan akışına göre bu eylemin o zararı meydana getirmeye elverişli olması gerekir. Örneğin, ihtiyati haciz nedeniyle borçlunun ticari itibarının zedelenmesi, mallarının değerinin altında satılmak zorunda kalınması veya banka kredisi alamaması gibi zararlar, uygun illiyet bağı kapsamında kabul edilebilir. Ancak, ihtiyati hacizle ilgisi olmayan, tamamen borçlunun kendi eylemlerinden kaynaklanan zararlar için tazminata hükmedilmez. Mahkeme, zarar kalemlerinin her birinin haksız ihtiyati hacizden kaynaklanıp kaynaklanmadığını somut delillere göre değerlendirmek zorundadır.