Destekten yoksun kalma tazminatının (TBK m. 53) hesaplanmasında, Yargıtay'ın geçmişte kullandığı PMF 1931 yaşam tablosu yerine, son dönem içtihatlarında 'TRH 2010 Ulusal Mortalite Tablosu'nu esas almasının hukuki ve hakkaniyete ilişkin gerekçeleri nelerdir? Bir ilk derece mahkemesi kararında PMF 1931 tablosuna göre hesaplama yapılmış ve bu karar sadece davalı tarafından 'hesaplama hatalıdır' genel gerekçesiyle istinafa götürülmüşse, Bölge Adliye Mahkemesi'nin veya Yargıtay'ın, davalı aleyhine daha yüksek bir tazminat sonucu doğuracak olan TRH 2010 tablosunu re'sen uygulaması, 'aleyhe bozma yasağı' ve 'usuli kazanılmış hak' ilkeleriyle çelişir mi? Yargıtay 4. HD'nin 20/06/2022 tarihli, 2021/27402 E. sayılı kararı bu konuda nasıl bir çözüm sunmaktadır?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #79539

Yargıtay'ın destekten yoksun kalma tazminatı hesaplamalarında PMF 1931 tablosundan TRH 2010 tablosuna geçişinin temel gerekçeleri şunlardır: 1) Güncellik ve Ulusal Nitelik: PMF 1931, Fransa'nın 1931 yılı verilerine dayanan eski bir tablodur. TRH 2010 ise, Türkiye'nin güncel demografik verileriyle, üniversiteler ve Hazine Müsteşarlığı işbirliğiyle hazırlanmış ulusal ve daha gerçekçi bir tablodur. 2) Gerçek Zararın Tespiti: Tazminat hukukunun amacı, uğranılan gerçek zararı mümkün olan en doğru şekilde tespit etmektir. Ülke gerçeklerine ve güncel yaşam beklentilerine uygun olan TRH 2010 tablosunun kullanılması, bu amaca daha iyi hizmet etmektedir. 3) Uygulama Birliği: Farklı kurumlar ve mahkemeler arasında hesaplama birliğini sağlamak da bu değişikliğin amaçlarındandır. İkinci sorunun cevabı ise karmaşıktır ve usul hukuku ilkeleriyle ilgilidir. Kural olarak, 'aleyhe bozma yasağı' ve 'usuli kazanılmış hak' ilkeleri gereğince, bir karar sadece bir tarafça temyiz edildiğinde, temyiz mahkemesi kararı temyiz eden aleyhine olacak şekilde bozamaz. PMF 1931 tablosu genellikle TRH 2010 tablosuna göre daha kısa bir bakiye ömür süresi öngördüğünden, TRH 2010 tablosunun uygulanması davalı aleyhine daha yüksek bir tazminat çıkmasına neden olabilir. Bu durumda, davacının temyiz etmediği bir kararda, davalının temyizi üzerine re'sen TRH 2010 tablosunun uygulanması bu ilkelere aykırılık teşkil edebilir. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 20/06/2022 tarihli, 2021/27402 E., 2022/9115 K. sayılı kararında tam da bu duruma işaret edilmiştir. Daire, her ne kadar prensip olarak TRH 2010 tablosunun uygulanması gerektiğini belirtse de, ilk kararın sadece davalı tarafından temyiz edildiği ve TRH 2010'a göre yapılacak yeni hesabın davalı aleyhine sonuç doğuracağı durumlarda, usuli kazanılmış hak ilkesi gereği ilk karardaki hesaplama yönteminin korunması gerektiği yönünde bir yaklaşım sergilemiştir. Yani, somut olayın özelliklerine göre, usul hukuku ilkeleri maddi hukuk kuralının önüne geçebilmektedir. Bölge Adliye Mahkemesi, bu durumda TRH 2010 tablosunu re'sen uygulayıp tazminatı artıramaz.