Bir davaya bakan mahkemenin, taraflardan birinin Anayasa'ya aykırılık iddiasını 'ciddi' bulması halinde işi Anayasa Mahkemesi'ne götürmesi (somut norm denetimi), Anayasa'nın 152. maddesinde düzenlenmiştir. 'Ciddilik' kavramının kanuni bir tanımının olmaması, bu yetkinin kullanımında mahkemelere geniş bir takdir alanı tanımaktadır. Bu takdir yetkisinin, Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan 'adil yargılanma hakkı' ve özellikle 'mahkemeye erişim hakkı' bağlamındaki sınırları nelerdir? Mahkemenin, hukuki dayanaktan yoksun olmayan bir anayasaya aykırılık iddiasını keyfi olarak 'ciddi bulmayarak' reddetmesi, bireysel başvuruya konu olabilecek bir hak ihlali oluşturur mu?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #79528

Anayasa'nın 152. maddesiyle düzenlenen somut norm denetimi (itiraz veya def'i yolu), anayasallık denetiminin en önemli mekanizmalarından biridir. Bu yolun işletilebilmesi için mahkemenin, ileri sürülen aykırılık iddiasını 'ciddi' bulması gerekir. 'Ciddilik' kavramı, Anayasa'da veya 6216 sayılı Kanun'da tanımlanmamıştır. Bu durum, mahkemelere bir takdir yetkisi tanır. Ancak bu takdir yetkisi sınırsız ve keyfi değildir. Doktrin ve Anayasa Mahkemesi içtihatlarına göre 'ciddilik', iddianın ilk bakışta açıkça hukuki dayanaktan yoksun olmaması, sırf davayı uzatma amacı taşımaması ve üzerinde hukuki bir tartışma yürütülmeye değer olması anlamına gelir. Mahkemenin bu takdir yetkisi, Anayasa'nın 36. maddesindeki adil yargılanma hakkı ile sınırlıdır. Bir taraf, makul ve gerekçelendirilmiş bir anayasaya aykırılık iddiası ileri sürdüğünde, mahkemenin bu iddiayı yetersiz veya keyfi bir gerekçeyle 'ciddi bulmayarak' reddetmesi, Anayasa Mahkemesi'ne erişim yolunu kapatır. Bu durum, 'silahların eşitliği' ve 'gerekçeli karar hakkı' gibi adil yargılanma hakkının alt ilkelerini ihlal edebilir. Anayasa Mahkemesi, somut norm denetimi başvurusunu yapan mahkemenin ciddilik değerlendirmesini denetlemese de, bir bireysel başvuruda, ilk derece mahkemesinin anayasaya aykırılık iddiasını değerlendirirken bariz bir takdir hatası yapması veya keyfi davranması, adil yargılanma hakkının ihlali olarak kabul edilebilir. Zira mahkemenin bu tutumu, davada uygulanacak ve temel bir hakkı ihlal etme potansiyeli taşıyan bir normun anayasallık denetiminden geçirilmesini engelleyerek, kişinin hak arama özgürlüğünü anlamsız kılabilir. Sonuç olarak, 'ciddilik' takdiri keyfi kullanılamaz ve bu takdirin kullanımı, adil yargılanma hakkı kapsamında gerekçeli karar ve mahkemeye erişim hakkı ilkelerine uygun olmalıdır. Aksi bir uygulama, bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesi tarafından incelenebilecek bir hak ihlali teşkil edebilir.