Anayasa'nın 152. maddesi, bir mahkemenin somut norm denetimi için Anayasa Mahkemesi'ne başvurması halinde, AYM'nin işin kendisine gelişinden itibaren 'beş ay içinde' kararını vereceğini, bu sürede karar verilmezse mahkemenin davayı mevcut hükümlere göre sonuçlandıracağını belirtir. Bu 'beş aylık' sürenin hukuki niteliği nedir ve bu sürenin dolmasının ardından ilk derece mahkemesinin davayı karara bağlaması, AYM'nin sonradan vereceği bir iptal kararının etkisini nasıl şekillendirir? 'Ancak, Anayasa Mahkemesinin kararı, esas hakkındaki karar kesinleşinceye kadar gelirse, mahkeme buna uymak zorundadır' hükmünü yorumlayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #79519

Anayasa m. 152'de belirtilen 'beş aylık' süre, hak düşürücü bir süre olmayıp, 'düzenleyici' bir süredir. Bu sürenin amacı, somut norm denetimi mekanizmasının davaları sürüncemede bırakmasını önlemek ve adil yargılanma hakkının bir unsuru olan 'makul sürede yargılanma' ilkesini korumaktır. Bu süre, Anayasa Mahkemesi'ni hızlı karar vermeye teşvik eder, ancak AYM'nin yargı yetkisini ortadan kaldırmaz. Beş aylık süre dolduğunda, davaya bakan mahkemenin bekletici mesele hali sona erer ve mahkeme, davayı o an yürürlükte olan ve Anayasa'ya aykırılığı iddia edilen kanun hükmüne göre karara bağlama yetkisini yeniden kazanır. Bu, mahkeme için bir yetki olduğu kadar, yargılamayı makul sürede bitirme görevinin de bir gereğidir. Bu sürenin dolmasının ardından ilk derece mahkemesinin davayı karara bağlaması, AYM'nin incelemesini sona erdirmez. AYM, başvuru hakkında karar vermeye devam eder. İşte bu noktada, maddenin son cümlesi devreye girer: 'Ancak, Anayasa Mahkemesinin kararı, esas hakkındaki karar kesinleşinceye kadar gelirse, mahkeme buna uymak zorundadır.' Bu hüküm, Anayasa'nın üstünlüğü ilkesinin bir yansımasıdır ve şu sonuçları doğurur: 1) İlk derece mahkemesi karar vermiş olsa bile, bu karar henüz istinaf veya temyiz aşamasındayken (yani kesinleşmemişken) AYM'den bir iptal kararı gelirse, kararı inceleyen üst mahkeme (Bölge Adliye Mahkemesi veya Yargıtay) bu iptal kararını dikkate almak ve ilk derece mahkemesi kararını bu nedenle bozmak zorundadır. 2) İlk derece mahkemesi kararını vermiş, ancak henüz tebliğe çıkarmamış veya gerekçesini yazmamışken iptal kararı gelirse, bu karara uygun yeni bir hüküm kurmalıdır. 3) Eğer ilk derece mahkemesinin kararı, tüm kanun yollarından geçerek 'kesinleşmiş' ise, sonradan gelen AYM iptal kararının o dava üzerinde geriye dönük bir etkisi olmaz. Bu durumda, kesinleşmiş hüküm varlığını korur. Ancak, eğer AYM kararı bir ceza mahkumiyetine dayanak olan hükmü iptal etmişse, hükümlü 'yargılamanın yenilenmesi' yoluna başvurabilir (CMK m. 311/1-f).